ış kur



DANIŞMANLIK REHBERİ YABANCILARIN ÇALIŞMA İZNİ

DANIŞMANLIK REHBERİ YABANCILARIN ÇALIŞMA İZNİ

Yabancıların çalışma izni başvuruları ülke farkı gözetmeksizin kendi ülkelerinde doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluklarındaki temsilciliklere yapılabilir Yabancıların çalışacağı şirketin faaliyet konusuna ve yabancı kişinin mesleki durumuna göre yönetmeliklerdeki evraklar istenir Türkiyeden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına başvuru yapabilmek için yabancı kişinin 6 aylık ikamet tezkeresi olması şartı aranır Yabancıların çalışma izni konulu yazımızda Danışmanlık hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz  Aşağıda konu başlıkları ile yabancıların çalışma izni konusunu kısa kısa başlıklarla özetlemiş bulunmaktayız

Danışmanlık Rehberi Yabancıların çalışma izni işlemlerinde iş piyasasındaki durum, çalışma hayatındaki gelişmeler, istihdama ilişkin sektörel ve ekonomik konjonktür değişiklikleri dikkate alınarak, yabancının ikamet izninin süresi ile hizmet akdinin veya işin süresine göre, belirli bir işyeri veya işletmede ve belirli bir meslekte çalışmak üzere en çok bir yıl geçerli olmak üzere Yabancılara çalışma izni verilmekte, bir yıllık kanuni çalışma süresinden sonra, aynı işyeri veya işletme ve aynı meslekte çalışmak üzere çalışma izninin süresi üç yıla kadar uzatılabilmektedir.

Yabancıların çalışma izni için gerekli evraklar
Yurtdışından yapılan Yabancı çalışma izni taleplerinin değerlendirilebilmesi için yabancının uyruğunda bulunduğu veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki T.C. temsilciliklerine yapılan başvuruyu takiben en geç on gün içerisinde Yönetmelikte öngörülen diğer belge ve formların Çalışma Bakanlığına teslimi zorunludur.
Bu süre aşıldığı takdirde yapılan Yabancıların çalışma izni başvurusu değerlendirmeye alınmamaktadır
Yabancıların çalışma izni için gerekli belgeler
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hitaplı talep dilekçesi,
Yabancı personel çalışma izni başvuru formu (4 nüsha, son altı ay içerisinde çekilmiş fotoğraflı, işveren ve yabancı personelin orijinal imzalarını içeren. İşveren ve yabancı personelin her ikisinin de orijinal imzasının olmadığı durumlarda taraflar arasında yapılmış bireysel sözleşme veya işverence yapılan iş teklifinin işçi tarafından kabul edildiğine dair işe kabul belgesi veya onaylı sureti.)
Yurtiçi başvurularda noter onaylı ve Türkçe tercümeli pasaport sureti, yurtdışı başvurularında yeminli mütercim onaylı Türkçe tercümeli pasaport sureti,
Mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılar ile Bakanlığın gerekli gördüğü diğer mesleklerde çalışacak yabancılardan noter onaylı ve Türkçe tercümeli diploma sureti,
Türkiye’den yapılacak Yabancıların çalışma izni başvuruları için, geçerli yabancılar ikamet tezkeresi, (İkamet tezkeresinin süresinin en az altı ay olması ve başvurunun bu süre içerisinde yapılması zorunludur)
Özgeçmiş (ilişikteki özgeçmiş formatı doldurulacaktır.)
Turizm İşletme Belgeli tesislerde çalışacak olan yabancıların çalışma izni
İş mukavelesi,
Döviz gelirlerine ait belgeler,
Bonservisler (Ciddiyeti konusunda tereddüt yaratan müesseselerin bonservisleri hariç),
Mesleki hizmetler kapsamında Yabancıların çalışma izni talep eden yabancının yukarıdaki belgelere ek olarak
Yurt dışında yüksek öğrenim görmesi halinde 2547 sayılı Kanunun 3 ve 7/p maddeleri uyarınca, “Yurt dışı Yüksek Öğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği’ne uygun olarak alacağı “Diploma Denklik Belgesi”,
Ülkesindeki meslek kuruluşundan mesleğini icra ettiğine, kendi ülkesindeki meslek örgütüne üye olduğuna ve “meslekten men cezası olmadığına” ilişkin son altı ay içinde alınmış belge,
Danışmanlık ve teknik tedrisat amacıyla hizmet sunması durumunda, iş tanım belgesi ile sözleşme (firma-firma arası veya firma-kişi arası) örneği,
Mühendis, mimar ve şehir plancılarının her tür ve ölçekte danışmanlık ve teknik tedrisat amacıyla uzman olarak hizmet sunması ya da kamu kurum ve kuruluşlarınca uluslararası ihale açılmış projelerde proje hazırlaması ve imza yetkisi alması durumunda, noter ya da konsolosluk onaylı ve yalnız bu işe münhasır kalmayı öngören taahhütname ibraz etmesi gerekmektedir.
Yabancılar çalışma izni türlerine göre başvuruya esas istenilen diğer belgeler aşağıda yer almaktadır.
Yabancıların süreli çalışma izni
- Türkiye’de çalışmak üzere gelen yabancının eş ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının çalışma izni talebinde bulunmaları durumunda, yabancı ile birlikte en az beş yıl süreyle kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olduklarını kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
- Yabancının en az sekiz yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
- Yabancının toplam altı yıllık kanuni çalışmasının bulunması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan ilgili mercilerden alınan belge,
- Mühendis, mimar ve şehir plancısı olarak çalışacak yabancıların, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 36 ncı maddesine istinaden alması gereken geçici üyelik belgesi.
Yabancıların bağımsız çalışma izni
- Yabancının geldiği ülkeden alacağı vergi sicil belgesi,
- Yabancının icra etmeyi arzuladığı faaliyete yönelik bilimsel, teknik veya mesleki eğitimi olduğunu ispatlayan belgeler,
- Mühendis, mimar ve şehir plancısı yabancının icra etmeyi arzuladığı faaliyete yönelik akademik ve mesleki yeterliliği olduğunu kanıtlayan yetkili mercilerden alınmış belgeler,
- Yabancının en az beş yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
- Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinde istenilebileceği belirtilen belgeler
Yabancıların istisnai çalışma izni
- Yabancıların Kanunun 8 inci maddesinde sayılan statülerini kanıtlayan belgeler,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için, vukuatlı nüfus kayıt örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,
Yabancıların çalışma izni için gerekli evraklar yabancı istihdam edecek kurum veya kuruluştan istenilen belgeler
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hitaplı yabancılar çalışma izni talep dilekçesi,
- Son yıla ait, vergi dairesince onaylı bilanço ve kar/zarar tablosu,
- Kuruluş yabancı sermayeli ise, kuruluşun en son sermaye ve ortaklık yapısını gösteren Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin aslı veya kuruluşça onaylı örneği,
- Yabancılar çalışma izni kapsamında yabancı uyruklu öğretmen istihdam edecek Özel Öğretim Kurumları için; Kurum Ruhsatı ve Milli Eğitim Bakanlığı onay yazısı suretleri,
- Turizm kuruluşlarının istihdam edecekleri idari personel için varsa Turizm Bakanlığı’ndan alınmış işletme ve yatırım belgesinin sureti,
- Kamu kurum ve kuruluşlarınca uluslararası ihale açılmış projeleri yapma hakkı kazanmış kuruluşların (konsorsiyumlar dahil) ilgili kurum ve kuruluştan alacakları işi yüklendiklerini tevsik eden belge,
- Mühendislik, mimarlık, müteahhitlik ve danışmanlık hizmetleri kapsamında yabancı uzman istihdam edecek tüzel kişiliklerde, aynı meslekte Türk mühendis/mimar/şehir plancısı istihdam edildiğini ispata dair ücret bordrosu ve yabancı ile yapılan sözleşme örneği.
Yabancıların çalışma izni işlemlerinde başvuruya ek belgeler
- Yabancı, ortak temsilcisi ya da kilit personel ise, durumunu kanıtlayan yetkili makamlardan onaylı işverenince verilen belge,
- Vatandaşlık Kimlik Belgesi örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için, vukuatlı nüfus kayıt örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,
- Türk soylu olduğuna ilişkin belge,
- Mesleki eğitim diploma ve sertifika örnekleri,
- Bonservis, referans mektubu, görevlendirme yazısı, kabul yazısı gibi diğer belgeler.
Yabancıların çalışma izni işlemleri sürecinde dikkat edilmesi gereken usul ve esaslar
Yabancıların çalışma izni başvurusu
Yurt içinden çalışma izin talebinde bulunabilmek için; yabancı şahsın Emniyet makamlarınca verilmiş bulunan ve en az altı ay süreli yabancılar ikamet tezkeresinin bulunması ve başvurunun bu süre içerisinde yapılmış olması gerekmektedir. Öğrenim amacıyla verilmiş ikamet tezkereleri kabul edilmemektedir.
En az altı ay süreli geçerli ikamet tezkeresi bulunmayan yabancılar, yurt dışından çalışma izni için başvurularını, uyruğunda bulundukları veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yaparlar. Ancak bu başvuruyu müteakip en geç on gün içinde Yabancılar çalışma izni başvurusu için istenilen tüm bilgi ve belgelere ait müracaat dosyasının (ilgili işverenlikçe) Bakanlığa teslimi gerekmektedir.
Yabancıların çalışma izni işyeri değişikliği
Herhangi bir işyerinde çalışmak üzere çalışma izni almış ve izin süresi sona ermemiş bulunan bir yabancının Türkiye’deki farklı unvanlı başka bir işyerinde çalışmak istemesi halinde yeniden çalışma izni talebinde bulunması gerekmektedir. Önceki işyerindeki Yabancıların çalışma izni ne istinaden verilmiş veya bu nedenle temdit edilmiş (uzatılmış) olan ikamet tezkeresi yeni başvuru için geçerli kabul edilmemektedir. Bu durumdaki yabancıların önceki işyerinden ayrılışlarını emniyet makamlarına bildirerek bunu yabancılar ikamet tezkeresi ne işletmeleri ve tezkerenin en az altı ay süreyle yenilenmiş olarak ibrazı gerekmektedir.
Farklı unvanlı bir işyerinde Yabancılar çalışma izni istemiyle yapılacak izin istemleri, ilk başvuru gibi ele alınacağından, Yönetmelik ekinde belirtilen tüm belge ve formların doldurularak yeniden müracaatta bulunulması gerekmektedir. Ayrıca daha önce çalışılan tüzel kişilikten alınacak ilişik kesilmesine ilişkin yazı başvuruya eklenecektir.
Yabancıların çalışma izni işlemleri eksik belge
Başvuruya esas nitelikteki evrakların eksik olduğu tespit edilen yabancılar çalışma izni başvurusu dosyaları derhal işlem dışı bırakılarak dosya iade işlemi yapılmakta, gerektiğinde ya da tekrar aynı şekilde Yabancıların çalışma izni başvuru yapıldığında talep reddedilmektedir.
Yabancılar çalışma izni işlemlerinde elden eksik evrak alımı yasaktır. Eksik evraklar bir dilekçe ekinde Bakanlığımız Genel Evrak servisine teslim edilecektir.
Yabancılara çalışma izni konulu başvuru formunda yer alan bütün alanlar mutlaka doldurulacaktır. Yabancıların çalışma izni işlemli personel ya da firmaya uygun olmadığı için cevaplanamayacak sorular için de sorunun neden boş bırakıldığı cevap kısmına yazılacaktır. Yabancılar çalışma izni işleminde örneğin yabancı şahıs şirket ortağı ise ve aylık ücret almıyorsa; Ücret kısmına: “Şirket Ortağı” açıklaması yazılacaktır.
Çalışma izin başvurusunda bulunulan Şirkette görev yapan Türk ve yabancı tüm personelin SSK veya Bağ-Kur kayıtlılık durumunu gösterir son aya ait prim bordrosunun ibrazı zorunludur.
Başvuru formunda yabancıya ödeneceği beyan edilen ücret miktarının yabancının meslek, kariyer ve yapacağı görev ile bağdaşır seviyede olması gerekmektedir. Yabancıya Meslek ve göreviyle uyumlu olmayan bir ücret ödeneceğinin beyan edilmesi durumunda çalışma izin talebinin reddi söz konusu olabilmektedir.
Sadece Yabancı personel çalışma izni Başvuru Formu 4 nüsha olarak doldurulacak olup, diğer tüm belgeler sadece birer adet konulacaktır.
Yabancılar çalışma izni belgesi süre uzatımı
Yabancıların çalışma izni süre uzatımı müracaatlarında mevcut çalışma izninin bittiği tarihten geriye doğru en fazla iki aylık sürede olmak kaydıyla, izin süresi sona ermeden uzatma başvurusunda bulunulabilir. Yabancılar çalışma izni işlemlerinde süresi sona ermiş bir yabancının çalışma izni nin uzatılması için, sürenin bitiminden itibaren en geç onbeş gün içinde yabancı personel çalışma izni uzatma talep dilekçesi ve eklerinin Bakanlığımız Genel Evrak Kayıtlarına girmiş olması gerekmektedir.
Yabancı çalışma izni süre uzatımı müracaatlarında Bakanlıktan alınmış bulunan Yabancı personel çalışma izin belgesi aslının fotoğraflı, işveren tarafından imzalı ve kaşeli/mühürlü olarak ibrazı zorunludur.
Yabancılar çalışma izni süre uzatımı müracaatlarında Şirketin vergi borcunun bulunmadığına dair vergi dairelerinden alınacak yeni tarihli yazı aslının ibrazı zorunludur.
Bir şirket tarafından yapılacak birden fazla yabancı çalışma izni başvurusunda şirkete ilişkin olarak ibrazı zorunlu belgelerin her yabancının dosyasına ayrı ayrı değil sadece bir adet konulması yeterli olacaktır. Ancak diğer yabancı personel çalışma izni başvurularda Şirkete ait evrakların hangi dosyada olduğu belirtilecektir.
Şirket veya işletmenin son yıla ait, vergi dairesince onaylı bilanço ve kar/zarar tablosu, (Tablolar Yeminli Mali Müşavirlerce de onaylanabilir) Özel hesap dönemi bulunan şirketler hariç olmak üzere, her yıl 1 Nisan tarihinden sonra yapılacak başvurularda, şirketin geçmiş yıla ait bilanço ve kar/zarar tablosu ibraz edilecektir. Örneğin; 01.04.2005 tarihinden sonra yapılmış müracaatlarda 2004 ve 2003 yıllarına ait mukayeseli tablolar dosyaya konulacaktır.
Yabancıların çalışma izni alması
Mevzuat ve yönetmeliklere göre yabancıların çalışma izni alması hani koşullarda mümkündür
Yabancıların Bağımsız çalışma izni
Türkiye’de çalışmak üzere gelen yabancının eş ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının çalışma izni talebinde bulunmaları durumunda, yabancı ile birlikte en az beş yıl süreyle kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olduklarını kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
Yabancıların Süresiz Çalışma İzni
Yabancının en az sekiz yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
Yabancının toplam altı yıllık kanuni çalışmasının bulunması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan ilgili mercilerden alınan belge,
Mühendis, mimar ve şehir plancısı olarak çalışacak yabancıların, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 36 ncı maddesine istinaden alması gereken geçici üyelik belgesi
Yabancıların çalışma izni alması için Çalışma Bakanlığı kriterleri yönetmeliklerle istenilen koşullar ve ülkemizde yabancı yatırımcıların istihdam yaratmak ve Türkiye ekonomisine sağlayacakları faydalar katma değerler önemlidir
yabancıların çalışma izni alması
Yabancıların Bağımsız Çalışma İzni
Yabancının geldiği ülkeden alacağı vergi sicil belgesi,
Yabancının icra etmeyi arzuladığı faaliyete yönelik bilimsel, teknik veya mesleki eğitimi olduğunu ispatlayan belgeler,
Mühendis, mimar ve şehir plancısı yabancının icra etmeyi arzuladığı faaliyete yönelik akademik ve mesleki yeterliliği olduğunu kanıtlayan yetkili mercilerden alınmış belgeler,
Yabancının en az beş yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması şartının yerine getirildiğini kanıtlayan emniyet makamlarından alınan belge,
Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinde istenilebileceği belirtilen belgeler
Yabancıların İstisnai Çalışma İzni
Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinde sayılan statülerini kanıtlayan belgeler,
Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için, vukuatlı nüfus kayıt örneği,
Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,

Yabancıların çalışma izni için gerekli evraklar
Ankara Kurumsal Danışmanlık 20 yılı aşkın süredir Ankara İstanbul ve İzmir ofisleri ile Türkiye genelinde Yabancı sermaye yatırımları yatırım teşvik belgesi mevzuatları işlemleri yabancıların çalışma izni yönetmelikleri ve yabancıların oturma izni konulu mevzuatlara göre yabancılara dosya hazırlama ve ilgili kurumlarda işlemlerin takibi danışmanlık hizmeti vermektedir.
Saygılarımızla
ANKARA KURUMSAL DANIŞMANLIK
Turgay Turan

 

 

Danışmanlık Rehberi





İSTANBUL TARİHİ GEÇMİŞİ

İSTANBUL TARİHİ GEÇMİŞİ

İstanbulun fethi, Küçükçekme gölü İstanbul, İstanbulun tarihi, Osmanlıkda İstanbul, İstanbulun Osmanlı Dönemi, İstanbulun Kurtuluşu, İstanbulun tarihi yerleri, İstanbulda tarihi yerler, İstanbul tarihi geçmişi, istanbulda gezilecek yerler, İstanbulda lokantalar, İstanbulun ilçeleri, İstanbulun en eski ilçesi, İstanbul tarihi, Tanzimat Dönemi İstanbul, Eyüp Sultan Türbesi İstanbul, Eyüp El-Ensari Türbesi İstanbul, Üsküdar İstanbul, Galata İstanbul, Topkapı İstanbul, Zeytinburnu İstanbul, Haliç İstanbul, Beyoğlu İstanbul, Beşiktaş İstanbul, Kadıköy İstanbul, , Tanzimat Fermanı İstanbul, Süleymaniye Medresesi İstanbul, Süleymaniye İstanbul, Süleymaniye Camii İstanbul, İstanbulun fethi, İstanbulun tarihi geçmişi,

İstanbul’un tarihi 300 bin yıl önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ’a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst Paleolitik Çağ’a özgü aletlere rastlanmıştır.
M.Ö. 5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy Fikirtepe olmak üzere Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlı’da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır. Ama bugünkü İstanbul’un temelleri M.Ö. 7. yüzyılda atılmıştır. M.S. 4. Yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik sıfatını sürdürmüştür. Aynı zamanda, İmparator Constantis ile birlikte Hristiyanlığın merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453′te Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılmıştır.
İSTANBUL TARİHİNDEKİ BELLİ BAŞLI DÖNEMLER

FETİHTEN ÖNCE İSTANBUL
Bizantion (M.O. 660 – M.S. 324)
Yunanistan’dan gelen Megara’lılar M.Ö. 680′lerde Marmara Denizi’ni geçerek İstanbul’a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy’de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. “Körler Ülkesi” olarak da anılan Halkedon’un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660′larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega’lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu’nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu. Efsaneye göre Delfi Tapınağı’ndaki kahinin öğüdüne uyarak burayı seçen Megara’lılar, komutanlarının adından hareketle, kente “Bizantion ” adını verdiler. Bu yörede Megara’lılardan önce de bazı Trak toplulukları yaşadığı bilindiği için Megara’lılarla yerli halkın kaynaşmış oldukları sanılmaktadır.
Pek çok istilalara uğrayan Bizantion, M.Ö. 269′da Bithynialılar tarafından yağmalanarak ele geçirildi. M.Ö. 202′de Makedonyalılar’ın tehdidinden korkarak, Bizantion Roma’dan yardım isteğinde bulundu. Bu dönemden itibaren kentte Roma İmparatorluğu’nun etkisi başlamış ve M.Ö 146′da kent Roma’nın egemenliğine girmiştir. Önceleri idari olarak varlığını sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyaletinin bir parçası haline gelmiştir. Böylece 700 yıllık kent devleti statüsü sona ermiştir.
73 yılında Bizantion Roma’nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. İmparator Vespasianus kentin gelişimine katkıda bulundu. 193 yılına gelindiğinde, Roma İmparatoru Septimus Severus, Partlar’ın tarafını tutan Bizantion’u kuşatarak kenti yağmalayıp, surları da yıktırdı. Daha sonra ise surları yeniden inşa ettirip, kenti imar etti. Yeni binalarla sokakları düzenledi. Hipodrom inşaatını başlattı. 269′da kent bu defa Gotlar’ın saldırısına uğradı. Zafer kazanan Gotlar, deniz kıyısına yakın bir yere sütunlarını diktiler. 313′de Nicomedialılar kenti ele geçirdiler. I. Constantinus, Nicomedialılar’la yaptığı savaşı kazanarak kenti geri aldı.
Roma İmparatorluğu’nun Başkenti (324 – 395)
Bizantion Roma’nın Doğu’sunun yönetim merkezi olarak seçildi. Bu yeni konumu, kentin dünya kültürü ve siyaseti içindeki önemli rolünü de belirledi.
I. Constantinus (324-337), Romalı soyluları Bizantion’a çağırarak kentin Romalı nüfusunu artırdı. Yeni başkentin konumuna yakışır bir imar hamlesi başlatıldı. Limanlar ve su tesisleri yeniden düzenlendi. Kent içi su dağıtım sistemlerinin temelleri atıldı. Savunma için yeni bir sur yaptırıldı.
Septimus Severius’un başlattığı hipodrom inşaatı tamamlandı. 100 bin kişilik hipodromun genişliği 117, uzunluğu ise 480 metreydi. Hipodrom duvarlarının üzeri çok sayıda heykelle süslüydü. En önemlisi de at heykelleriydi. Kentin Latinler tarafından istila edilmesiyle bu at heykelleri Venedik’e, San Marco Meydanı’na taşındı. Hipodrom’daki (Sultanahmet Meydanı) imparatorluk sarayı (Sultanahmet Camisi’nin bulunduğu alan) ve anıtsal ibadethaneler, akropolis (Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yer) yapıldı. Önceleri Nea (Yeni) Roma adı ile anılan kenti, I. Constantinus kendi adıyla özdeşleştirdi. 11 Mayıs 330 tarihinde kentin adı Constantinopolis olarak ilan edildi.
Önce Aya İrini, ardından 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıraran I. Constantinus, kenti Hırıstiyan dünyası için önemli bir merkez haline getirdi.
Bizans İmparatorluğu Dönemi (395 – 1204)
476′da Batı Roma’nın yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu’na dönüşmüş ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmiştir.
6. yüzyılın ortaları, Bizans İmparatorluğu ve İstanbul için yeni bir yükseliş döneminin başlangıcıdır. İmparator I. Jüstinyen yönetimindeki bu dönemde daha önce tahrip edilmiş olan Ayasofya bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiş, 543′lerde kentte görülen ve nüfusun yarısının ölümüne sebep olan veba salgınının izleri silinmiştir.
7, 8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatılma yılları oldu. Yedinci yüzyılda Sasaniler ve Avarlar’ın saldırısına uğrayan kenti, sekizinci yüzyılda Bulgarlar ve Müslüman Araplar dokuzuncu yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattılar.
Latin İstilası (1204 – 1261)
İstanbul, Haçlılarla ilk olarak 1096’da tanıştı. İmparaator Aleksios 1071’de Malazgirt’te kaybedilen toprakları alabileceğini umarak bu ilk Haçlıların gelmesine sevindi. Sözde, Müslümanlardan alınan topraklar Bizans’a verilecek, Bizans da Haçlıları destekleyecekti. Ama Haçlılar buna uymadılar ve 1099’da Kudüs Latin Krallığı’nı kurdular. İstanbul halkı Haçlıları hiç sevmedi ve sürekli tepki gösterdi. Bu arada Haçlı seferleri devam etti ve dördüncü sefer, İstanbul’un işgali ve paylaşılması ile sonuçlandı.
O dönemde Bizans’ta bir taht kavgası yaşanmaktaydı. Bunu fırsat bilen Haçlılar, Venedikliler’in de yardımıyla Haliç’e girdiler. Saldırı 9 Nisan’da başladı ve 13 Nisan 1204’de şehir ele geçirildi. Üç gün boyunca benzeri görülmemiş bir barbarlıkla İstanbul yağmalandı ve insanlar katledildi. Ayasofya’da dahil olmak üzere bütün anıtsal yapılar tahrip edildi, yüzlerce yıllık yazma kitaplar yakıldı. Birçok değerli Bizans eseri Avrupa’ya taşındı. Bu üç günün sonunda yağma düzenli hale getirildi ve Bizans, Haçlılarla Venedikliler arasında paylaşılarak bir Latin İmparatorluğu kuruldu.
Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik’e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi. İznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan’daki Epiros’ta bir Bizans muhalefeti gelişti. 1254 yılına gelindiğinde Latin İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu esnada İstanbul çok fakirleşmiş, hatta Latin İmparatoru II. Baudouin ısınmak için sarayının ahşap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos Hanedanı İstanbul’u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul’daki Latin dönemi sona erdi
İkinci Bizans Dönemi (1261 – 1453)
İstanbul’da ikinci Bizans Dönemi, Palailogos Hanedanı’nın 1261 yılında İstanbul’u Latinlerden geri almasıyla başlar. Ama bu dönem boyunca, İstanbul eski önem ve özelliğini bir daha kazanamayacaktır. Latinler tarafından bütün zenginlikleri talan edilen kent, bu süreç içerisinde bir ticaret merkezi olma vasfını da tamamen kaybetmişti. Bu durumun olumsuz etkileri İkinci Bizans Dönemi boyunca devam edecek ve bütün ticari üstünlüklerini tamamıyla Galata’ya kaptıran İstanbul, etrafı surlarla çevrili bir tarım kenti haline dönüşecektir. Bu dönem boyunca elde ettiği imtiyazlar sayesinde, Galata İstanbul’dan daha önemli bir kent haline gelmiştir.
İkinci Bizans Dönemi’nde İstanbul için olumlu bir gelişme, mezhep çatışmalarının durulmasıdır. Bu dönem içerisinde İstanbul tartışmasız bir biçimde Ortodoks Hıristiyanlığı’nın merkezi durumuna gelmiş, yine bu dönemde Bizans sanatı en olgun dönemini yaşamıştır. O yıllarda Kariye (Khore) Kilisesi’ne yapılan mozaikler Bizans sanatının zirvesi olarak kabul edilmektedir.
İkinci Bizans Dönemi aynı zamanda, İstanbul’un Osmanlılar tarafından gittikçe daralan bir çembere alınması ve yavaş yavaş fethedilmesi sürecidir. Bizans 1373’ten itibaren İstanbul Osmanlı’ya haraç ödemeye başladı. 1393 yılında Sultan Yıldırım Beyazıd, 1422’de Sultan II. Murad İstanbul’u kuşattı, ama başarılı olamadılar. Orhan Gazi’den itibaren Boğaz’ın Anadolu yakası Osmanlı’nın eline geçti. Aynı şekilde, 15. yüzyılda bir kaç önemsiz kasaba hariç bütün Trakya da fethedilmiş bulunuyordu.
Bu nedenle 15. yüzyılda Bizans İmparatorları Katolik Roma’dan sürekli yardım taleplerinde bulunmak zorunda kaldılar. Fakat Papalık, otoritesi altında birleşmesini şart koşuyordu. Bizans 1452′de bu talebe boyun eğmek zorunda kaldı. Bu birleşmenin İstanbul’da Ayasofya’da kutlanmak istenmesi çok sert tepkilere ve protestolara neden oldu. 1453 Mayıs’ında İstanbul’un fethedilmesiyle Bizans İmparatorluğu tarihe karıştı. Fakat İstanbul için yeni ve parlak bir dönem başlıyordu.
FETİH VE İSTANBUL

Müslüman Arapların Kuşatmaları
İstanbul, Müslümanların sefer tarihlerinin başlarından itibaren kutsal bir hedef olagelmiştir. Önce Müslüman Araplar, ardından da Müslüman Türkler yüzlerce yıl boyunca İstanbul’a seferler düzenlemişler, bunların bir kısmında şehri kuşatmışlardır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in, Kostantiniye’nin fethine yönelik ve şehri fethedecek komutan ile askerlerin övüldüğü hadiseleri, bu seferlerin düzenlenmesini teşvik eden sebeplerin başında gelmiştir.
Müslümanların İstanbul’u hedefleyen ilk seferi Hz. Osman’ın hilafeti döneminde gerçekleşmiştir. Dönemin Suriye Valisi Hz. Muaviye, İstanbul’u hedef alan ilk deniz seferini hazırlamıştır. Bu donanmanın 655’de Bizans deniz kuvvetlerini Fenike kıyılarında yok etmesi ile Müslümanlara deniz yolu açılmıştır.
Müslümanların ilk İstanbul kuşatması ise, 668’de Hz. Muaviye‘nin Emevi Halifesi olduğu dönemde gerçekleşti. Kadıköy önünde konaklayan ordu kuşatmayı 669’un baharına kadar sürdürdüyse de şehri ele geçiremedi. Ordu salgın hastalıklardan büyük kayıplar vermesi nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. İlerlemiş yaşına karşı sefere katılan Hz. Muhammed’in Bayraktarı Hz. Ebu Eyyub El-Ensari bu kuşatma sırasında şehit düştü ve surların dibinde toprağa verildi. Bu seferden sonra, Hz. Muaviye’nin 673’de gönderdiği yeni donanma 674’de Marmara’ya girdi. Ancak, 7 yıl süren kuşatma başarıya ulaşamadı.
Ağustos 7-16-Eylül 717’deki Mesleme bin Abdü’l-Melik komutasındaki kuşatma da başarısızlıkla sonuçlandı. İstanbul önlerindeki ordu, bir yandan hava koşulları, açlık ve hastalıklar, öte yandan Bulgar çetelerinin saldırılarıyla çok kayıp verdi. Bazı kaynaklara göre bu kuşatma sırasında İmparator III. Leon, komutan Mesleme’nin isteği ile Müslüman esirlerin ibadeti için bir konağı mescide çevirmiş, kuşatmanın kaldırılmasından sonra da Mesleme’ye kenti gezdirmiştir.
Arapların son kuşatması 781-782 yıllarında Abbasi Sultanı el-Mehdi’nin oğlu Harun komutasındaki ordu tarafından gerçekleştirildi. Harun Bizans ordusunu İzmit’te yenerek Üsküdar’a kadar ilerledi ve şehri kuşattı. Kuşatma sonunda Bizans ile bir anlaşma imzalayarak döndü. Daha sonra Abbasi tahtına oturan Harun er-Reşid, “Er-Reşid” unvanını bu seferle almıştır. Müslüman Arapların bunlar dışında da İstanbul’a yönelik seferleri olmuştur. Ama daha sonraki bu seferlerin hiçbiri kuşatmayla sonuçlanmamıştır.
Osmanlıların İstanbul Kuşatmaları
Osmanlı Türkleri 14. yüzyıl boyunca Bizans ve İstanbul ile ilgilendiler. Fetihten çok önce bugünkü İstanbul metropolüne dahil olan yerleşim birimlerinin, Suriçi hariç tamamı Osmanlı toprağı haline gelmiştir. Yanı sıra Osmanlılar bütün bu dönem boyunca, Bizans’ın içişlerine de karıştılar ve iktidar mücadelelerine taraf oldular. Fetih’e kadar süren dönemde de sürekli İstanbul civarında manevralar yaptılar.
1340’da Osmanlı ordusu İstanbul kapılarına kadar ilerlediyse de bu bir kuşatmaya dönüşmedi. Sultan I. Murad’ın Çatalca’dan başlattığı sefer de Hıristiyan dünyasının oluşturduğu güçlü ittifakla durduruldu. İstanbul’un fethedilmesine yönelik ilk güçlü kuşatma Sultan Yıldırım Beyazıd tarafından yapıldı. İmparator ile yapılan anlaşma sonucu Yıldırım Beyazıd’ın kuvvetleri şehre giremedi.
Sultan Yıldırım Beyazıd, bundan sonra da İstanbul üzerindeki etkisini sürdürdü. İstanbul içinde bir Türk Mahallesi, cami ve Türklerin yargılanacağı bir mahkeme kurulmasını sağladı. Osmanlı’nın çıkarlarını gözeterek imparatorların tahta çıkmasında etkili oldu. Bu durum Türklerin ileride İstanbul’u fethetmesini etkileyen en önemli faktörlerdendir. Sultan Yıldırım Beyazıd’ın dönemindeki son kuşatma girişimi 1400’de yapıldı. Fakat Timur istilası bu hareketi yarıda bıraktırdı.
Sultan Yıldırım Beyazıd’in oğlu Musa Çelebi’nin1411’deki kuşatması da başarısızlıkla sonuçlandı. Osmanlı kuvvetlerinin başarılarından ürken İmparator, Musa Çelebi’nin Bursa’daki kardeşi Çelebi Mehmed’in desteğini alarak kuşatmanın kaldırılmasını sağladı. Daha sonra Osmanlı padişahı olan Çelebi Mehmed döneminde İstanbul’a sefer düzenlenmedi.
Fetihten önceki son kuşatma Sultan II. Murad zamanında gerçekleşti. Uzun bir hazırlık dönemine ve sağlam bir stratejiye dayanan bu kuşatma öncekilerden çok daha zorlu geçti. Kuşatma 15 Haziran 1422’de 10 bin akıncının, İstanbul’u taşraya bağlayan bütün yolları kesmeleriyle başladı. Dönemin en etkili manevi otoritelerinden olan Emir Sultan’ın da Bursa’dan gelerek yüzlerce dervişi ile birlikte orduya katılması askerin coşkusunu artırdı. 24 Ağustos’ta Emir Sultan’ında yer aldığı saldırı çok şiddetli oldu ise de şehrin alınmasına yetmedi. Bu kuşatma Sultan II. Murad’ın kardeşi Şehzade Mustafa’nın isyanı üstüne kaldırıldı. Artık İstanbul’un fethi Sultan Murat’ın oğluna kalmıştır.
İstanbul’un Fethi
Fetih öncesinde Bizans güçlü bir imparatorluk olmaktan çıkmıştı. İmparatorluk Konstantinopolis şehriyle sınırlı hale gelmişti, toprakları Konstantinopolis’ten başka Marmara kıyısındaki Silivri Kalesi, Vize ve Misivri gibi küçük kasabalardan ibaretti. Buralar da Osmanlılar tarafından çepeçevre kuşatılmıştı. Surdışındaki küçük Bizans kasabalarının Osmanlı sınırlarına katılmamış olması ise direnmelerinden değil, buraların çok ciddiye alınmamasından ve hedefin önce Konstantinopolis olmasındandı. Kaldı ki son kuşatmaların başarısız olmasının sebebi ordu değil, daha çok Osmanlı’nın iç sorunlarıydı.
Bizans’ın gücü bu dönemde bir imparatorluk gücü değildi. Bizans imparatorları da artık Osmanlılara itaatini sunmuş ve her yıl düzenli haraç ödemeyi kabul etmişlerdi. Osmanlılar için artık karşılarında Bizans İmparatorları yerine kendilerine haraç veren küçük Tekfurlar vardı. Konstantinopolis de bir imparatorluk başkentinden ziyade dini bir merkezdi. Hıristiyan dünyasının İslam dinine ve Müslüman ordulara karşı en son ve en güçlü kalesiydi ve kesinlikle düşmemeliydi. Bu yüzden Papa önderliğinde bu kaleyi korumak için yeni Haçlı Seferleri örgütleniyordu.
Bu dönemde Osmanlı akınlarından ve kuşatmalarından bunalan Bizans’ın önemli sorunu, Hıristiyan dünyasındaki örgütlenmenin Ortodoks ve Katolik olarak ikiye ayrılmış olmasıydı. Bu ayrılık Hıristiyan Avrupa’nın Ortodoks Bizans’ı yeterince kollayamaması anlamına geliyordu. Bu ikiliği gidermek için çaresizlik içinde çırpınan İmparator ve Patrik, 1439’da Floransa Konsili’nde Katolik Kilisesi’ne boyun eğdi. Rum Ortodoks Kilisesi de Katolik Kilisesi’ne boyun eğdi. Rum Ortodoks Kilisesi ile Katolik Kilisesi kavgasında zoraki de olsa bir ittifak dönemi başladı. Böylece yüzyıllardır süren Ortodoks-Katolik çatışması, Osmanlı’nın baskısıyla kısa süreli de olsa donduruldu. Ancak bu anlaşma Konstantinopolis halkı tarafından hiç de hoş karşılanmadı ve Ayasofya’daki resmi kutlama törenleri halkın sert protestolarıyla karşılaştı. Bizans halkı Konstantinopolis’te Avrupalıyı görmek istemiyor, yeni bir Latin dönemi yaşamaktan korkuyordu.

Floransa Konsili’nde sağlanan birleşmeden sonra kurulan güçlü Haçlı Ordusu, Rumeli’yi 1443 ve 1444’de istila etti. Fakat 1444’de Osmanlı’nın kazandığı Varna Zaferi ile Haçlıların önünü kesti. Bu son savaş Konstantinopolis’in alınyazısını belirledi. Osmanlı’nın Anadolu’ya ve Rumeli’ye yayılan genç İmparatorluğu için Konstantinopolis’i fethetmek artık tersi düşünülemez bir mecburiyetti. İmparatorluk topraklarının tam kalbindeki bu yabancı unsur ortadan kaldırılmalıydı. Çünkü Anadolu’nun ve Rumeli’nin gerçek anlamda birbirine bağlanması Konstantinopolis’in fethiyle mümkündü.
İstanbul’un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 1452 yılında Boğaz’ın kontrolünü sağlamak için Rumeli Hisarı inşa edildi. 16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı. Bizans’ın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı. Cenevizlilerin elinde bulunan Galata’nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı.
Fethin kronolojisi:
6 Nisan 1453: Fatih Sultan Mehmed otağı Konstantinopolis önlerinde, St. Romanüs Kapısı (Şimdiki Topkapı) önüne kuruldu. Aynı gün şehir, Haliç’ten Marmara’ya kadar kuşatıldı.
6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı.
9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç’e girmek için ilk saldırıyı yaptı.
9-10 Nisan 1453: Boğaz’daki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi.
11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Yer yer gedikler açıldı. Sürekli dövülen surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı.
12 Nisan 1453: Donanma Haliç’i koruyan gemilere saldırdı, fakat Hıristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yol açtı. Fatih Sultan Mehmed’in emri üzerine havan topları ile Haliç’teki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı.
18 Nisan 1453 Gecesi: Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü.
20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans’ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donaması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa’ya gemilerini her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Osmanlı donanması, sayıca üstünlüğüne rağmen, kendilerinden büyük ve yüksek olan düşman gemilerini engelleyemedi. Bu başarısızlık Osmanlı Ordusunda bir bozgun etkisi gösterdi. Asker orduyu terk etmeye başladı. Hemen sonra bu durumdan istifade etmek isteyen imparator bir barış önerisinde bulundu. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın desteğiyle bu öneri reddedilerek, kuşatmaya ve surların büyük toplarla dövülmesine devam edildi.
Bütün bu bozgun havası içinde Fatih Sultan Mehmed’e şeyhi ve hocası Akşemseddin Hazretleri’nin fetih müjdesi mektubu geldi. Fatih Sultan Mehmed bu manevi desteğin de etkisiyle bir yandan saldırıyı şiddetlendirirken, öte yandan herkesi şaşırtan yeni girişimlerde bulundu. Dolmabahçe’de demirlenen donanma karadan Haliç’e indirilecekti!…
22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hıristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed’in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karada seyrettiği gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç’e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç’te görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bui arada, Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı.
28 Nisan 1453: Haliç’teki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. İmparatora Cenevizliler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. Eğer teslim olunursa serbestçe istediği yere gidebilecek, halkın canı ve malı güvende olacaktı. İmparator bu teklifi kabul etmedi.

7 Mayıs 1453: 30 bin kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa Deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı.
12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında yapılan büyük saldırı püskürtüldü.
16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans’ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç’teki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı.
18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. Sonraki günlerde surların yoğun top ateşiyle dövülmesi sürdürüldü.
25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed, İmparator’a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey’i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenlerde mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi.
26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan’da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderildiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmayı kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı ve hazırlıkları yapma görevi Zağanos Paşa’ya verildi.

27 Mayıs 1453: Genel saldırı orduya duyuruldu.
28 Mayıs 1453: Ordu, gününü ertesi gün yapılacak saldırılara hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Orduda tam bir sessizlik hakimdi. Fatih Sultan Mehmed safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. İstanbul’da ise bir dini ayin düzenlendi, imparator Ayasofya’da herkesi savunmaya davet etti. Bu tören Bizans’ın son töreni oldu.
29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçtiler yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed’in yüreklendirmesiyle göğüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağı’nı diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Belgradkapı’dan Yeniçerilerin içeri girmesi ve Edirnekapı’daki son direnişçilerin arkadan kuşatılmaları üzerine Bizans savunması çöktü.

Askerleri tarafından yalnız bırakılan İmparator sokak çatışmaları sırasında öldürüldü. Her yandan kente giren Türkler Bizans savunmasını tümüyle kırdılar. Fatih Sultan Mehmed öğleye doğru Topkapı’dan şehre girdi, doğruca Ayasofya’ya girerek burayı camiye çevirdi. Böylece bir çağ açılıp, bir çağ kapandı
Fethin Sonuçları
İstanbul’un fethinin Türk, İslam ve dünya açısından önemli ve tarihin akışına yön verecek olan sonuçları vardır. Bu nedenle birçok tarihçi İstanbul’un fethiyle Ortaçağ’ın sona erdiğini kabul eder.
Fetihle birlikte Osmanlılar, Anadolu’da kurulmuş bulunan çok sayıdaki Türk beyliğine karşı üstünlüğünü pekiştirmiş bulunuyordu. Bu nedenle İstanbul’un Fethi, Anadolu’daki Türk birliğinin sağlanmasında önemli bir etkendir. Osmanlıların sadece Anadolu’daki Türklerin değil, aynı zamanda bütün İslam ümmetinin lideri olması süreci de fetihten sonra başlar. Böylece Osmanlı Beyliği bir dünya devleti haline gelecektir.
Fetihten sonra, Osmanlı liderliğindeki İslam, dünya politikasının temel dinamiklerinden biri olmuştur. O dönemde Eski Dünya’da yaşanan bütün uluslararası olaylarda Müslümanların belirleyici bir rolü vardır.
Avrupa Hıristiyanlığı yaklaşık üç asır boyunca Haçlı Seferleri ile İslamiyet’i Ön-Asya’dan çıkarmaya çalışmıştı. Bu mücadelede İstanbul Haçlılar için bir sınır karakolu işlevi görüyordu. İstanbul’un fethinden sonra Ön-Asya’daki İslam egemenliği Hıristiyan dünyasınca kesin olarak kabullenilecek ve bir daha bu toprakları kurtarmak için Haçlı seferi düzenlemeyecektir. Aksine İslam Avrupa içlerine yönelecektir. İstanbul’un Fethi Müslümanlar için Avrupa’ya karşı kazanılmış ve uzun yıllar sürecek bir üstünlüğün başlangıç noktasıdır.
İstanbul’un fethinin dünya tarihi açısından önemli olmasının bir diğer sebebi de Rönesans üzerindeki etkisidir. Fetih’ten sonra birçok Bizanslı düşünür ve sanatçı yanlarına çok değerli yazma eserleri de alarak, çoğunlukla Roma’ya göç ettiler. Bu kimseler klasik Yunan kültürüne dönüşte önemli rol oynadılar ve kısa bir süre sonra Avrupa’da Rönesans hareketi başladı.
Fatih Sultan Mehmed
1432-1481 yılları arasında yaşamış 7. Osmanlı padişahıdır. 1444 ve 1451 yıllarında iki kez tahta çıkmış ve toplam otuz bir yıl tahta kalmıştır. Küçük yaştan itibaren eğitimine büyük önem verilen Şehzade Mehmed, Molla Yegan, Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Ayas gibi devrin önde gelen bilginleri tarafından yetiştirildi. Dönemin geleneğine uygun olarak devlet yönetiminde tecrübe kazanması için Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edildi.
Mükemmel bir eğitimle, Matematik, Geometri, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, ve Tarih bilimleri tahsil etti. Tebasına kendi dili ile hitap etmek için Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve Sırpça öğrendi. Kudretli bir asker olduğu kadar geniş görüşlü bir fikir adamı olarak yetişti. Edebiyatla da ilgilenen Fatih, şiirde devrinin üstatları arasında yer aldı ve “Avni” mahlasıyla edebi değeri yüksek şiirler yazdı. Sarayda yazılan ilk divan Fatih’e aittir.
Fatih Sultan Mehmed, Manisa Sancakbeyi iken babası Sultan II. Murad’ın tahttan çekilmeye karar vermesi üzerine padişah ilan edildi. Tahtta çocuk yaşta birinin olmasından cesaretlenen Avrupa devletleri, Osmanlı topraklarını taciz etmeye başladılar. Osmanlıları Avrupa’dan atmak için büyük bir haçlı ordusu hazırladılar. Bunun üzerine Sultan II. Murad ordunun başına geçti ve Varna Meydan Savaş’ında Haçlı Ordusunu yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra Sultan II. Murad tekrar devletin başına geçti. Fatih Sultan Mehmed Manisa’ya gönderildi. İkinci şehzadelik döneminde de yine dönemin önemli bilginlerinden ders almayı sürdürdü.
Sultan II. Murad’ın vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmed başkent Edirne’ye gelerek ikinci kez tahta çıktı. Tahta çıktığında ilk işi İstanbul’un fethine ilişkin şehzadeliği dönemlerinden beri tasarladığı planları uygulamak oldu. Önce Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Bir yandan da kendi tasarladığı, Avrupa’da görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü ve donanma kurdu. Saldırı gününde komutayı doğrudan üstlendi.

İstanbul’un fethinden sonra Tuna’ya kadar hakim olmaya ve Sırp sorununu çözmeye yöneldi. Sırbistan’ın Osmanlı hakimiyetine girmesini sağladı. Fetih hareketlerine devam ederek Cenovalılar’ın ticari limanı Kele’yi ve önemli bir üs olan Amasra’yı ele geçirdi. Ardından Sinop’u alarak Candaroğulları Beyliği’ne, Trabzon’u alarak Pontus Devleti’ne son verdi. Midilli Adası’nı Osmanlı topraklarına kattı. Bosna-Hersek’in fethini tamamladı. Tuna güneyindeki Balkanlar’ı Osmanlı idaresinde birleştirdi. Karamanlılardan Konya ve Karaman’ı alarak Karaman Eyaleti’ne dönüştürdü. Venediklerden Eğriboz Adası’nı aldı. Ayrıca Alaiye (Alanya) Beyleri’nin egemenliğine son verdi. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ı Otlukbeli Savaşı’nda yenerek Anadolu’yu kesin olarak Osmanlılara bağladı. Daha sonra Batıya yönelerek bazı Cenova kalelerini fethetti ve Kırım Hanlığı’nı Osmanlılara bağladı. Arnavutluk’u ele geçirdi. Güney İtalya’daki Otranto Osmanlıların eline geçti. Bunun üzerine Papalık büyük bir telaşa kapıldı. Yeni bir haçlı seferinin düzenlenmesi için Avrupa devletlerine çağrıda bulundu. Fakat Avrupa devletleri buna cesaret edemediler.
Fatih Sultan Mehmed, 1481 ilkbaharında yeni bir sefere çıkarken Gebze yakınlarında vefat etti. Bazı araştırmacılara göre zehirlenerek öldürülmüştür.
OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E İSTANBUL
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1453-1923)
İstanbul, Fatih Sultan Mehmed komutasındaki Osmanlı Ordusu tarafından fethedildikten sonra üç gün içinde sükunet sağlandı. Ardından görkemli şenliklerle fetih kutlandı. Şenlikten sonra Fatih Sultan Mehmed askerin şehirde dolaşmasını yasakladı. Hızla şehir kontrol altına alındı. Rumların kendi dinleri ve gelenekleri ile yaşayabileceği duyuruldu. Fatih Sultan Mehmed Ortodoks Rumlara boş bulunan Patriklik makamına birini seçmelerini emretti.

Fetih sırasında olumlu davranışları görülen Yahudi cemaatine havralarına sahip olma hakkı tanındı ve Haham’a iltifatlarda bulunuldu. Türk-Yahudi topluluğu Karayim Cemaati’ine Arpacılar Mescidi’nin bulunduğu yerde bir ibadethane tahsis edildi. Daha sonraları Ermeni Cemaati için de bir patrik tayin edilmiş ve cemaatler arası denge gözetilmiştir.
Fatih Sultan Mehmed şehirde düzeni sağlar sağlamaz hızla imar faaliyetine girişti. İlk ciddi imar faaliyeti, fetih esnasında harap olan surların tamiridir. Hendekler temizletildi ve yıkık yerler tamir edildi. Fatih Sultan Mehmed bakımsız ve harap durumda olan Ayasofya’yı satın alıp tamir ettirdi ve camiye dönüştürdü.
Fatih Sultan Mehmed’in fetihten sonra yaptırdığı veya vakfettiği çok sayıda yapının bir kısmı şunlardır; Bugünkü Vefa semtinde Şeyh Ebu’l-Vefa adına yaptırılan cami, bugünkü Eyüp’te Ebu Eyyub el-Ensari’nin türbesi ve civarına yayılan külliye, devlet hazinesi olarak da kullanılan Yedikule, şehrin yedi tepesinden biri üzerine kurulan ve kendi adıyla anılan Fatih Camii ve Külliyesi, bugünkü Beyazıt Meydanı civarında yaptırılan ve günümüze izi kalmayan Saray-ı Atik ve Saray-ı Cedid (bugünkü Topkapı Sarayı).
Bu dönemin diğer önemli eserleri arasında, Mahmud Paşa Camii, Gedik Ahmet Camii, Karamani Mehmed’in Nişanca Camii, Rum Mehmed Paşa Camii, Has Murad Paşa Camii, İbrahim Paşa Camii ve bunların çevresinde sıralanan imaret ve benzeri yapılar, Belgrad Ormanları’ndaki kaynaklardan şehre su taşıyan tesisler, çok sayıda darüşşafaka, imaret, han, kervansaray gibi yapılar ve bugünkü Kapalıçarşı.
Fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni iskan bölgeleri oluşturuldu. Boş mülkler fetihte hizmeti geçenlerin yanı sıra hemen her isteyene parasız olarak verildi. Anadolu ve Rumeli’den Müslüman nüfus şehre göçe özendirildi. Bu da yeterince fayda sağlamayınca vilayetlere ferman gönderilerek her sınıftan belli sayıda kişinin İstanbul’a gönderilmeleri buyruldu. Çeşitli bölgelerden Hıristiyan ve Yahudiler de şehre getirilerek belli yerlerde iskan edildiler.
Nüfusu artırmaya yönelik bu iskan ve zorunlu göçlerle oluşan mahalleler daha sonraki İstanbul idari yapısının temelini oluşturdu. 1459’da İstanbul her biri farklı demografik özellikler taşıyan dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü ise surdışında yer alan ve “Bilad-i Selase” olarak adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçük Çekmece, Çatalca ve Silivri dahil), Galata ve Üsküdar’dı. 1457 sonunda eski başkent Edirne’nin uğradığı büyük yangınla şehre yeni göçmenler geldi ve şehir oldukça şenlendi. İstanbul, fetihten 50 yıl sonra Avrupa’nın en büyük şehri haline geldi.

16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren İstanbul, Küçük Kıyamet olarak anılan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. 45 gün süren depremde binlerce bina harap oldu, yıkılmadık tek minare kalmadı. Şehir, 1510’da Sultan II. Bayezıd tarafından 80 bin kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden günümüze gelebilen eserlerin büyük çoğunluğu bu devirden kalmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman Dönemi
Kanuni Sultan Süleyman’ın tahtta kaldığı 1520-1566 yılları arasındaki 46 yıllık dönem, devlet için olduğu gibi İstanbul için de bir yükseliş dönemi olmuştur. Bu dönem boyunca İstanbul’da birçoğu günümüze de ulaşmış çok sayıda paha biçilmez eser inşa edilmiştir. 1509 depreminde büyük hasara uğrayan kent yeniden ve daha planlı bir biçimde restore edilmiş, şehir yeni bentler, su kemerleri, suyolları ve çeşmelerle bol suya kavuşmuştur. Medreseler, kervansaraylar, hamamlar, hasbahçeler ve köprülerle donatılan İstanbul, tam bir büyük kent görünümü kazanmıştır. Yine bu dönemde Haliç-Galata Limanı Akdeniz’in en işlek limanlarından biri haline gelmiştir.
Bu dönemde inşa edilen eserler, özellikle Mimar Sinan tarafından yapılanlar, şehre yepyeni bir görünüm kazandırmıştır. Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesi, Sultan Selim Camii ve Külliyesi, Cihangir Camii, Mihrimah Sultan adına Edirnekapı ve Üsküdar’da yapılan camiler, Hürrem Sultan adına yaptırılan Haseki Külliyesi ve Haseki Hamamı bu dönemde inşa edilen eserlerin önemlileridir. Bu devirde açılan Sahn-ı Süleymaniye Medreseleri de İstanbul’a bir eğitim ve bilim merkezi olma özelliği kazandırmıştır.
Kanuni dönemi İstanbul için bir planlı kentleşme dönemi olmuştur. Bir yandan kente yeni göçlerin gelmesi engellenmiş, diğer yandan da surların çevresine ev yapımı yasaklanmıştır. Her evin pencerelerine kepenk konulması ve Galata’daki tüm yapılarda taş kullanılması zorunluluğu getirilmiştir. İstanbul’a bol su sağlamak için birçok tesis hazineden ayrılan ödenekle ve angarya sistemine başvurulmaksızın tamamlanmıştır. Şehir, Sarayburnu, Tersane, İskender Çelebi, Dolmabahçe, Tokat, Çubuklu, Sultaniye, Üsküdar, Haydarpaşa, Kandilli hasbahçeleri ve Büyükdere Korusu ile bezenmiştir. Kentin tüm iaşe ve ihtiyaçları devletçe üstlenilmiş; bu maksatla Rumeli şehirleri, Karadeniz Kıyıları ve Mısır’a bir takım yükümlülükler getirilmiştir. Yine İstanbul bu dönemde ‘kıraathane’lerle (kahvehane) tanışmıştır.
İstanbul’un büyüyerek eski sınırları dışına taşması ve yeni semtlerin ortaya çıkışı da Kanuni devrinde gerçekleşmiştir. Kasım Paşa, Piri Paşa, Piyale Paşa ve Ayas Paşa mahalleri bu dönemde kurulmuştur. Galata da bu dönemde çok canlıdır ve tek başına bir şehir büyüklüğüne ulaşmıştır. Yine bu yıllarda ilk kez olarak Beyoğlu’nda elçilik binaları açılacaktır.
Kanuni dönemi İstanbul’u bazı büyük felaketlere de şahit olmuştur. Veba salgınları bu dönemde bu dönemde İstanbul’u sık sık etkilemiştir. 1554’te çıkan yangın Ayasofya’dan Tahtakale’ye kadar olan kısmı, 1555’te çıkan yangın ise Galata’yı büyük hasara uğratmıştır. 1554’teki şiddetli fırtınada deniz kabarmış, dereler taşmış, birçok insan boğulmuştur. 1563’teki aşırı yağmur neticesi oluşan seller ise bundan da büyük zararlara yol açmış, hatta bu esnada Yeşilköy’de avlanmakta olan Kanuni Sultan Süleyman da tehlike atlatmıştır.
Lale Devri’nde İstanbul
Lale Devri 1718-1730 yılları arasında ve Sultan III. Ahmed’in padişahlığı ile Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı dönemini kapsar. Bu dönem adını o yıllarda saray çevresinde ve varlıklı kesimler arasında başlayan lale yetiştirme merakından alır.
Lale Devri’nde İstanbul, birçok yenilikler ve değişiklikler yaşadı. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa özellikle Paris ve Viyana’dan getirttirdiği projelerden esinlenerek İstanbul’un imarına el attı. İlk önce Haliç ıslah edildi ve Kağıthane Deresi ve Haliç kenarları gezinti yerleri haline getirildi. Kağıthane’de padişah için Sadabad Kasrı inşa edildi ve etrafı lale bahçeleriyle bezendi. Bu bahçeler varlıklı kesimler arasında lale yetiştirme furyasının doğuşuna neden oldu. Yine bu dönemde Üsküdar, Beylerbeyi, Bebek, Fındıklı, Alibeyköyü, Ortaköy ve Topkapı semtlerinde birçok köşk ve bahçe yapıldı. Daha önce yangınlarla harap olmuş semtler yeniden inşa edildi.
Lale Devri’nde İstanbul’un yaşadığı yenilikler sadece imar sahasında değildi. İlk olarak bu dönemde itfaiye teşkilatı kuruldu; ilk matbaa bu dönemde İbrahim Müteferrika tarafından faaliyete geçirildi. Ayrıca bir çini fabrikası, kumaş fabrikası ve Yalova kâğıt fabrikası bu yıllar içerisinde açıldı.
Lale devrinde sanat ve edebiyatta da bir canlanma yaşandı. Özellikle şair ve ressamlar saraydan büyük iltifat gördüler. Yine bu dönemde Türk mimarisi klasik dönemin son şaheserlerini vermiştir. Emetullah Gülnuş Valide Camii, Sultan III. Ahmed’in Topkapı Sarayı’nın önünde ve Üsküdar’da yaptırdığı çeşmeler, Sultan III. Ahmed Kütüphanesi ve Damat İbrahim Paşa Külliyesi bunların başlıcalarıdır. Lale Devri Patrona Halil isyanıyla sona ermiştir. Bu ayaklanma esnasında dönemin sembolü olan lale bahçeleri ve köşklerin birçoğu tamamen tahrip edilmiştir.
Tanzimat Dönemi İstanbul
3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayı’nın Gülhane Bahçesi’nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile İstanbul’da yeni bir dönem açıldı. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde İstanbul’da mimariden yaşama tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler yaşandı. Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi’nde Sarıyer’e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz’a doğru büyüdü.
Kentin genişlemesine paralel, hızlı bir imar faaliyeti de söz konusuydu. Bir taraftan padişahlar, diğer taraftan da devlet erkanı, gayrimüslim zenginler ve yabancı elçilikler adeta saray, köşk ve malikane yaptırma yarışına girdiler. Dolmabahçe, Çırağan ve Beylerbeyi Sarayları, Ihlamur ve Küçüksu Kasırları, Ayazağa, Alemdağ, İcadiye ve Mecidiye Köşkleri bu dönemde inşa edildi. Yine bu dönemde “mebain-i emriyye” adı verilen birçok kamu binası da yaptırıldı. Çeşitli semtlerdeki postane binaları, Tophane, Maçka Silahhanesi, Harbiye Nezareti ve Pangaltı Harbiye Binaları bunların başında gelmektedir.
Yaşanan hızlı Batılılaşma etkilerini mimari üzerinde de gösterdi. Bu dönemde klasik Osmanlı mimarisi terk edildi ve yeni yapılar barok, rokoko, neogotik ve ampir gibi Batılı tarzlarda inşa edildi. Hatta bu üslup değişmesi cami mimarisine kadar nüfus etti.

Bu yıllar, altyapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu. Haliç üzerine köprü yapılması, tünel (metro), Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye’nin açılması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezareti’nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi’nin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay Şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.
Batılılaşma sürecini besleyecek modern eğitim kurumlarının açılmasına da bu dönemde büyük önem verildi. Bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin temeli olan Darülfünun, erkek ve kız rüşdiyeleri (liseler) Ziraat Mektebi, Telgraf Mektebi, Darülmaarif (Maarif Koleji), Darülmuallimin (Öğretmen Okulu), Orman Mektebi, Ebe Mektebi, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi), Sanayi Mektebi ve Mekteb-i Tıbbiyey-i Mülkiye bu dönemde eğitime başlayan okullardandır.
Tüm bu değişmeler doğal olarak kentin sosyal yaşamını da derinden etkiledi. Özellikle Kırım Savaşı’nda İstanbul’a gelen İngiliz, Fransız ve İtalyan asker ve subayları ile Galata’da yerleşmiş bulunan Levantenlerin yaşam tarzı İstanbul ahalisi üzerinde müessir oldu. Bu dönemde Beyoğlu, meyhaneleri, kahvehaneleri, tütüncü dükkanları, balozları ve tiyatrolarıyla tam bir eğlence merkezi haline geldi. Rum, Ermeni ve Yahudi kızları kantolar söylemekte; Beyoğlu’nun yanı sıra Şehzadebaşı ve Gedikpaşa’da da tuluattan modern tiyatroya kadar bütün gösteriler kumpanyalarca sahnelenmekteydi. Toplumun eğlence alışkanlıklarıyla birlikte, zevkleri de değişiyordu. Sadece saray çevreleri ve zenginler değil orta halli aileler de Batı tipi lüks tüketime yöneldi. Evlerin iç dekorasyonu değişti; masa, sandalye ve koltuk gibi eşyalar evlere girmeye başladı. Yine bu dönemde yazlık ve kışlık adeti başladı. Suriçi ve Beyoğlu kışlık; Boğaz, Kadıköy ve Adalar yazlık yerlerdi. Bu nedenle önceden Boğaz’da yalı satın alacak paralar, mevsimlik kira olarak ödenir hale geldi.
İstanbul’un ekonomik yapısı da bu dönemde birçok değişiklik yaşadı. Geleneksel esnaf örgütleri olan loncalar dağıtıldı ve devlet, esnafı şirketleştirmek için krediler vermeye başladı. Haliç çevresinde ve Tophane’de sanayi tesisleri kuruldu. İstanbul bu dönemde ilk kez olarak grevlerle de tanıştı.
Bu yıllar Galata’nın finans alanında güçlenmesine de şahit olacaktı. Galata bankerleri artık doğrudan saraya borç veriyor veya Osmanlı’nın kombiyo işlemlerini yönlendiriyordu. Devlete ait tahvillerin miktarı bir borsa kurulmasını gerektirecek ölçüde çoğalmış; kurulan Galata Borsası sadece Galatalı bankerlerin değil sıradan vatandaşın da ilgisini çekmeye başlamıştı.

Bu dönem İstanbul’unda siyasi hayat da çok hareketlenecektir. Bir taraftan Batıcılık, diğer taraftan İslamcılık ve Türkçülük akımları güçlenecek, bir Tazminat aydını grubu ortaya çıkacak; sanat ve edebiyat canlanacak; Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis, Basiret, Vakit, İstikbal, Sadakad, Sabah, Hayat ve Cihan gazeteleri çıkmaya başlayacaktır.
1844’deki ilk nüfus sayımı, 1870’de yaşanan Beyoğlu ve 1872 Kuzguncuk yangınları, 1845’de ilk çiçek aşısının uygulanması ve İstanbul için bir mülk vergisinin konması da bu dönemin anılmaya değer diğer olaylarıdır.
Meşrutiyet Dönemi
Sultan Abdülaziz’in gürültülü bir şekilde tahttan indirilişi ve meşrutiyeti ilan sözü alınarak II. Abdülhamid’in tahta çıkarılışı ile İstanbul’da yeni bir dönem başlar (31 Ağustos 1876). Sultan II. Abdülhamid 23 Aralık 1876’da Meşrutiyet’i ilan etti. Ancak kısa süre sonra başlayan Türk-Rus Savaşı (27 Nisan 1877) İstanbul’u paniğe boğdu. Bu savaşta Rumeli cephesine yakınlığı nedeniyle İstanbul savaşın birçok acısını yaşadı. Kentin içinden batıya asker sevki, öte yandan cepheden gelen hastalar ve yaralılarla savaştan kaçan Rumelili muhacirler kentte birçok sıkıntıya yol açtı. Bu muhacirler sefalet içinde cami ve medreselerde ve boş alanları saran tahta ve teneke barakalarda yaşamaya çalışıyorlardı. Bütün bu yaşananlar nedeniyle, bu savaş halk arasında “Doksanüç Harbi Faciası” diye anılır. 13 Şubat 1878’de Sultan Abdülhamid, Meclis-i Mebusan’ı süresiz kapattı. 3 Mart 1878’de Rus ordularının Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmesi üzerine Ayastefanos antlaşması imzalandı; uzun bir barış dönemi başladı.
1881’de Devlet’i Osmani’nin ödenmeyen borçları için Duyun-u Umumiye kuruldu. Devletin birçok vergilerine el konulmasına rağmen yine de İstanbul’un imarı için bu dönemde önemli adımlar atıldı. Bunlar arasında yangın alanlarının ıslahı ve yerleşime açılması, Terkos su şebekesi, Hamidiye suları, havagazı şebekesinin genişletilmesi sayılabilir.
Bu dönemde İstanbul büyük bir deprem felaketi de yaşadı. Halk arasında “Üçyüzon Depremi” denen 1894 depreminde Suriçi çok zarar gördü. Ama büyük süratle yapım onarım çalışmalarına girişildi. Bu dönem İstanbul’unda yaşanan diğer önemli olaylar arasında 1895, 1896’daki huzursuzlukları ve 1905 ile 1906’da teşebbüs edilen iki suikasti de zikredebiliriz. Birincisi başarısız olarak padişaha yapıldı; diğerinde Şehremini Rıdvan Paşa hayatını kaybetti. Diğer önemli hadiseler olarak da bir dizi resmi ziyaret sayılabilir. Bunlar arasında İran Şahı Nasıreddin ve oğlu, eski ABD Başkanı General Grant ve Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ziyaretleri zikre değer. II. Wilhelm gezisinin anısına İstanbul’daki ünlü Alman Çeşmesi’nini yaptırtmıştır.
Sultan II. Abdülhamid eğitim konusuyla da ilgilenmiş; birçok okul açtırmıştır. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk, Sanayi-i Nefise mektebi (Güzel Sanatlar Okulu), Hendese-i Mülkiye, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Darülmuallimin-i Aliyye, Mekteb-i Fünun-u Maliye, Eczacı Mektebi, Ticaret Mektebi, Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisi, Hamidiye Baytar Mektebi, Orman ve Maden Mektebi, Ticaret-i Bahriye Mektebi, Dilsiz ve Ama Mektebi, Kız ve Erkek Sanayi Mektepleri, Darülfünun (Üniversite), rüşdiyeler (lise) ve idadiler (ortaokullar) açmıştır. Bundan esinlenerek açılan Darülfeyz, Burhan-i Terakki, Numune-i İrfan gibi özel okulların sayısı 1900’de 30’u bulmuştur.
Bunların yanı sıra Müze-i Humayun (bugünkü Arkeoloji Müzesi), Beyazıt Umumi Kütüphanesi, Yıldız Arşiv ve Kütüphanesi, Hazine-i Evrak (başbakanlık arşivi) gibi değerli kültür müesseseleri de o yıllarda kurulmuştur. Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Şişli Etfal Hastenesi ve Darülaceze o dönem açılıp bugüne kalmış kurumlardandır. Yine, kendi fotoğrafının çekilmesinden hoşlanmayan Sultan II. Abdülhamid, bu dönemde İstanbul’un ve imparatorluğun fotoğraf albümlerini hazırlatmıştır
Sultan II. Abdülhamid 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’i ilan etti ve 31 Mart Vakası’ının ardından tahttan indirilerek sürgüne gönderildi. Yerine Sultan V. Mehmet Reşad tahta geçti (27 Nisan 1909). İstanbul’un bundan sonraki dönemi Cumhuriyet’e dek savaşlar ve karışıklıklar içinde geçti. Sultan V. Mehmet’in tahta çıkışına vesile olan 31 Mart Vakası’ndan sonra İstanbullular artık meydanlardaki darağaçlarında sallanan insan görüntüleriyle sık sık karşılaşır oldular.
19 Ocak 1910’da Çırağan Sarayı yandı. Bu bir seri kötü olayın ilki oldu. 9 Haziran 1910’da Gazeteci Ahmed Samim Bey suikastla öldürüldü. 6 Şubat 1911’de Babıali’de yangın çıktı. 18 Ekim 1912’de Balkan Savaş’ı başladı. İstanbul 93 Harbi’ndeki facia görüntüleriyle bir kere daha karşılaştı. 23 Ocak 1913’te Babıali Baskını oldu. Kıbrıslı Kâmil Paşa hükümeti silah tehdidi altında istifa etti. 11 Haziran 1913’te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa suikasta kurban gitti. Her tarafı saran rüşvet, ahlaksızlık ve hırsızlık dalgası devlet yapısını sarsmaya başladı. Rüşvet ve hırsızlık meblağları onbinlerce altını buluyordu. Bu olan bitene Sultan V. Mehmet Reşat çok fazla müdahale edememiştir. Onun döneminin gerçek hakimi ise, yönetimdeki İttihat ve Terakki partisi olmuştur.
14 Kasım 1914’te I. Dünya Savaşı başladı. Savaşın getirdiği kıtlık ve sefaletle savaşmak için resmi makamlarca tedbir alınmaya çalışıldıysa da istifçilik ve karaborsaya engel olunamadı. Kısa sürede paralarını Beyoğlu’nun balozlarında, müzikhollerinde ve restoranlarında su gibi harcayan bir savaş zenginleri sınıfı oluşmuştu. Açlık ve sefalet, yıkık dökük mahalleler ve zengin ışıltılı konaklar, dilenen sakat kalmış savaş gazileri ile kantocuların, şarkıcıların, yabancı artistlerin ayağına dökülen paralar, bu dönem İstanbul’unun tipik ve acı görüntüleri olmuştur.
İşgal ve Mütareke Yılları
I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti birçok cephede zafer kazanmasına rağmen müttefikleri nedeniyle mağlup oldu. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri’ne ait 55 parçalık donanma 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa açıklarına demirledi ve böylece İstanbul’un işgali başladı. Ama Londra Konferansı’nda kararlaştırılıncaya kadar, kıyıya asker çıkarılacak şehir topyekün işgal edilmedi.
Padişah tarafından 1918 yılında feshedilen Meclis-i Mebusan, 12 Ocak 1920’de yeniden toplandı ve 28 Ocak’ta Misak-ı Milli’yi kabul etti. 4 Mart 1920’de Londra Konferansı’nda İstanbul’un işgali kararlaştırıldı. 14 Mart’ta telgrafhane işgal edildi. 15 Mart gecesi ise topyekün işgal hareketi başladı. Karaya çok sayıda asker çıkarılarak şehrin önemli noktaları kontrol altına alınmaya başlandı. Sabah erken saatlerde bir İngiliz birliği Şehzadebaşı’ndaki karargahı basarak askerlerin üzerine yaylım ateşi açtı. Öğlene doğru şehir tamamen işgal edilmişti. Öğleden sonra ise İngilizler Meclis-i Mebusan’ı bastılar. Ama Meclis-i Mebusan Padişah tarafından feshedilinceye kadar varlığını muhafaza edebildi. 11 Nisan’da kapatıldı ve 150 kadar siyası şahsiyet Malta’ya sürgün edildi.
İşgal ve mütareke yıllarında İstanbul pek aşina olmadığı büyük gösterilere şahit oldu. 19 Mayıs 1919’da ilk kez kadın hatiplerin de konuşma yaptığı Fatih Mitingi yapıldı. Mitinge 50 binden fazla insan katıldı. Meclis-i Mebusan’ın açılışını izleyen günlerde ise Sultanahmet Meydanı’nda 150 bin kişinin katıldığı başka bir miting daha yapıldı. 10 Nisan-29 Temmuz 1922 tarihleri arasında da Darülfünun öğrenci ve öğretim üyeleri dersleri boykot ettiler.
Bu dönemdeki bir başka önemli gelişme de İstanbul’da bazı gizli örgütlerin kurularak bağımsızlık için faaliyette bulunmalarıdır. Karakol Cemiyeti, Mim Grubu ve Müdafa-i Milliye teşkilatı o dönem İstanbul’undaki en önemli gizli örgütlerdi. Bunlar gösteriler düzenlemek, Anadolu’da başlayan bağımsızlık hareketine silah, asker ve cephane sevk etmek ve istihbarat yapmak gibi faaliyetlerde bulundular.
Bu yıllarda İstanbul çok hareketli bir nüfus yapısına sahiptir. Bir taraftan insanlar İstanbul’u terk ederek işgal altında bulunmayan Anadolu şehirlerine göç ederken, diğer taraftan da çok sayıda insan İstanbul’a sığınıyordu. İstanbul’a göç edenler arasında, İstanbul ve halkını en çok etkileyenler, Bolşevik İhtilali’nden kaçan Rus göçmenleri oldu. Bunların toplam sayısı 200 bin civarındaydı.
Rus kadınlarının kılık kıyafetleri İstanbul kadınlarınca benimsendi ve moda haline geldi. İlk kez bu dönemde İstanbullular Ruslardan etkilenerek denize girmeye başladılar. İstanbul’un gece hayatı da işgale rağmen canlandı. Kafekonserler, tiyatro kumpanyanları ve sinemalar bu dönemde yoğun ilgi çekiyordu. Barlar ve pastaneler bu dönemde meyhane ve muhallebiciye alternatif olarak kent hayatına girdi. Tüm bunlar ahlaki bir çözülmeyi de beraberinde getirdi. Bu eğlence yerlerinde çalışan Rus kadınları arasında fuhuş çok yaygınlaştı.
Bu dönem için bir diğer önemli gelişme de işçi hareketlerinde ve sosyalist faaliyetlerdeki canlanmadır. Bu dönemde birçok sosyalist ve işçi kuruluşu ortaya çıktı. Grevler ve diğer işçi eylemlerinde de büyük artışlar oldu. İlk kez bu dönemde 1 Mayıs İstanbul’da düzenli olarak kutlanmaya başlandı.
9 Ekim 1920’de Türk askerleri İzmir’e girdi. Bu olay İstanbul’un kurtuluş sürecini başlattı. 11 Ekim’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile İşgalcilerin aşamalı olarak Trakya’yı boşaltması kabul edildi. Ankara’daki TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatın ilgasına karar verdi. Böylece İstanbul Ekim 1923’e kadar hukuki başkent olma özelliğini sürdürmesine rağmen, fiili olarak başkent olmaktan çıktı. 16 Kasım’da son Osmanlı Padişahı Sultan Vahideddin İstanbul’dan ayrıldı. 4 Kasım 1923’te ise işgal kuvvetleri İstanbul’u tamamen terk etti. Böylece Latin işgalinden sonraki Avrupalıların İstanbul’u ikinci işgali de sona erdi.
Osmanlı Padişahları
Osman Gazi 1299-1326
Sultan Orhan Gazi 1326-1359
Sultan Murad Hüdavendigar 1359-1389
Sultan Yıldırım Bayezid 1389-1403
Sultan Çelebi Mehmed 1413-1421
Sultan Murad II 1421-1451
Fatih Sultan Mehmed 1451-1481
Sultan Bayezid II 1481-1512
Yavuz Sultan Selim 1512-1520
Kanuni Sultan Süleyman 1520-1566
Sultan Selim II 1566-1574
Sultan Murad III 1574-1595
Sultan Mehmed III 1595-1603
Sultan Ahmed I 1603-1617
Sultan Mustafa I 1617-1623
Sultan Osman II 1617-1622
Sultan Murad IV 1623-1640
Sultan İbrahim I 1640-1648
Sultan Mehmed IV 1648-1687
Sultan Süleyman II 1687-1691
Sultan Ahmed II 1691-1695
Sultan Mustafa II 1695-1703
Sultan Ahmed 1703-1730
Sultan Mahmud I 1730-1754
Sultan Osman III 1754-1757
Sultan Mustafa III 1757-1774
Sultan Abdülhamid 1774-1789
Sultan Selim III 1789-1807
Sultan Mustafa IV 1807-1808
Sultan Mahmud II 1808-1839
Sultan Abdülmecid 1839-1861
Sultan Abdülaziz 1861-1876
Sultan Murad V 1876-1876
Sultan Abdülhamid II 1876-1909
Sultan Mehmed Reşad 1909-1918
Sultan Mehmed Vahideddin 1918-1922
DERSAADET VE ÜÇ İSTANBUL
Dersaadet olarak da isimlendirilen İstanbul, 19.yüzyılın ortalarına kadar idari yapı ve yargısal açıdan dört ayrı bölüme ayrılmıştı. Bunlardan ilki İstanbul Kadılığı’nın yetki sahası olan ve İstanbul Metropolünün kent merkezi kabul edilen Suriçi’dir. Galata, Üsküdar ve Eyüp’ten oluşan Bilad-ı Selase ise bu metropol alanın kazalarıdır. “ Üç Belde” anlamına gelen Bilad-ı Selase ayrı kadılar tarafından yönetilmiştir.
Fakat bu ayrım sadece idari ve yargısal bir bölümlemeyi değil, bunun yanı sıra sosyolojik ve kültürel bir farklılığı da ifade etmektedir. Dersaadet’in bu dört ayrı bölümü, aynı şehir içerisindeki birbirinden farklı, fakat bir arada ahenkli bir bütün oluşturan dört ayrı dünyayı teşkil etmiştir. Bu dörtlü yapı aynı zamanda İstanbul’un sosyal ve kültürel yapısını zenginleştiren ve canlı kılan faktörlerin başında gelir.
SURİÇİ İSTANBUL
İstanbul’un en eski bölümüdür. Kuzeyde Haliç, doğuda Boğaz, güneyde Marmara ile sınırlanır. Tek kara bağlantısı batıdandır ve çevresi Bizans döneminden kalma surlar ile sur yıkıntıları tarafından çepeçevre sarıldığından Suriçi diye anılır.
Suriçi, Bizans İmparatoru Konstantin’in inşa ettirdiği ve Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği asıl İstanbul’dur. Fetihten sonra devletin merkezi buraya getirilmiş; böylece bir imparatorluk merkezi olarak kurulan bu kent, 20.yy başlarına dek aynı şekilde varlığını sürdürmüştür. Suriçi’nin belki de bu özelliği nedeniyle, Osmanlı Padişahları Suriçi’nde oturdukça devletin başarıları devam etmiştir.
Topkapı Sarayı incelendiğinde aslında klasik anlamda bir saray değil, adeta bir “otağ” olduğu, her an harekete hazır bir ordunun ordugahına benzediği görülür. Öte yandan, devletin merkez bürokrasisinin oturduğu Babıali de Suriçi’ndedir. Burası zaman zaman baskınların ve karışıklıkların yaşandığı, önemli siyasi olayların vuku bulduğu bir mekan olmuştur. 19.yy.dan başlayarak basının da merkezi haline gelen Babıali birçok Osmanlı aydını da yetiştirmiş, ünlü Meserret Pastanesi’nde nice heyecanlı tartışmalar yaşanmıştır.
19.yy ortalarında Osmanlı Padişahları saraylarını Suriçi’nden Boğaz kıyılarına taşımışlarsa da Babıali Suriçi’nde kalmış ve burası bir siyasi merkez olmanın ağırbaşlılığını her zaman üzerinde taşımıştır.
Osmanlı döneminde Müslüman olması nedeniyle yalnız İran’ın konsolosluk açmasına izin verilen Suriçi’ne, Batılı Hristiyanlar pek sokulamamış; Suriçi ahalisi hep imparatorluğun yerli Müslüman ve Hristiyan unsurlarından oluşmuştur. Balat’ın Yahudileri de buna dahil edilmelidir şüphesiz.
Fethedildiği dönemde nüfusu 50 bine düşmüş ve eski ihtişamını kaybetmiş bir yer olan Suriçi, Osmanlı’nın gayretleri ile tekrar canlanmış ve 16.yy’da nüfusu 500 bini aşmıştır. Bunun yanı sıra; padişahlar, saray halkı ve diğer kişiler Suriçi’ni birçok mimari şaheserlerle süslemeye gayret etmişler; şehre İslami özelliğini veren tipik camili siluetini oluşturmak için birbirleriyle yarışmışlardır. Birçok cami, han, hamam, hayır ve eğitim kurumları inşa edilmiştir. Bunların en ünlüsü ve en eskisi Fatih Külliyesi’nde yer alan, eski adıyla Sahn-ı Seman Medresesi’dir. Yine Süleymaniye Medresesi’nde yer alan Meşihat de Suriçi’nin dini bir merkez olma özelliğini tamamlar.
Gözümüzü Suriçi’ni süsleyen taş ve mermerden yapılma anıt eserlerden biraz da halkın oturduğu mahallelere çevirelim. Dar ama huzur dolu küçük sokakların iki tarafında yer alan cumbalı ahşap evler Suriçi’nin tipik mahalle görüntüleridir. Şair Mehmet Akif’in tabiriyle “Ayakta durmaya el birliğiyle gayret eden, lisan-i hal ile amma rukuya niyet eden” bu ahşap evlerden oluşan mahalleler, yüzyıllarca hep ciddi bir tehlikeyi de yaşayagelmişlerdir. Yangın Suriçi’nin sık sık karşılaştığı bir felakettir.
Çıkan yangınlar hızla ve kolaylıkla yayıldıklarından, koca mahalleler alevlerle bir anda ortadan silinirdi. Yangınlar genellikle bir çok yanıcı maddenin de iskelelerine indirildiği Cibali’den başlar, rüzgarın durumuna göre Unkapanı, Fatih, Aksaray yönünde, ya da Kapalıçarşı’yı da yakarak Sultanahmet yönünde ilerlerdi. Yangınlara karşı uzun süre tek önlem vardı: Tulumbacılar… Su fışkırttıkları tulumbalarını sırtlarında taşıyarak koşar adım yangın yerine gelen tulumbacılar, Suriçi’nde ilginç bir yangın folkloru oluşturmuştur. Tulumbacı gençlerin söylediği maniler, tulumbacılara aşık olan mahalleli genç kızların hikayeleri bu folklorun parçalarıdır.
Suriçi’nin başka bir folklorik öğesi ise de kabadayılarıdır. Özellikle Osmanlı’nın duraklama döneminde şehirdeki asayiş çeşitli nedenlerle bozulunca mahallelerde türeyen kabadayılar aslında basit bir serseri takımı değildi. Görevleri mahallenin namusunu korumaktı. Bu kabadayı sürülerini zaman zaman meşihattan gelen ulemanın yönettiği ve aralarına karışıp mahalle kavgalarına karıştıkları da görülmüştür.
Suriçi canlı bir ticari merkezdir de… Ticaretin merkezi Suriçi’nin çeşitli merkezlerine dağılmış han ve çarşılardı ki, bunların en ünlüsü Kapalıçarşı’dır. Beyazıt ile Nuruosmaniye arasında uzanan bu binalar kompleksi Osmanlı’nın parlak zamanlarında onunla beraber yükselmiş; çöküş zamanı ise üstünlüğü Galata’ya kaptırmıştır. Parlak dönemlerinde Kapalıçarşı’da ticaret yapan zengin Müslüman tüccara “Bazargan” denirdi. Bu ünvanı almak zordu. Bunun için bir tacirin deniz aşırı ticaret yapması, hem borçlarını vaktinde ödeyerek güvenilirliğini ispatlaması, hem de servetinden bir kısmını hayır işlerine ayırması gerekirdi.
Evet… Anıt eserleri, sarayı, Babıalisi, dar sokaklarla bezeli mahalleleri, Kapalıçarşısı ve diğer özellikleriyle Suriçi, Osmanlı’ydı. Osmanlı’yla büyüdü, önem kazandı. Osmanlı çökmeye yüz tutunca, oda önemini kaybetti. Bugün daha çok tarihi ve turistik bir mekan olarak geçmişe şahitlik ediyor.
GALATA İSTANBUL
Haliç’in kuzey sahilindedir.19. yüzyıla gelinceye kadar Galata Cenevizlilerin yaptırmış olduğu surlar içerisinde kaldı. Bu surlar Haliç’in kenarında bugünkü Azapkapı’da başlıyordu. Galata Kulesi surların en kuzeydeki gözetleme kulesiydi ve surlar buradan Tophane’ye kadar iniyordu. Bizans döneminde adı “Sykai” (incirlik) idi. Rumca’da “Karşıdaki İncirlik” anlamında “Peran en Sykais” de denirdi. Levantenlerin kullandığı “Pera” adı buradan gelir. “Galata” ise Rumca “galaktos” (süt) ya da İtalyanca “calata” (merdivenli yol) gibi kökenlere dayandırılır.
Galata bir Osmanlı şehri olan İstanbul’un Avrupai kısmıdır. Zaten kuruluşundan bu yana da hep Avrupalıdır. Doğulu ve Ortodoks bir imparatorluk olan Bizans’ın başkenti Kostantinapol’ün hemen yanı başında Batılı Latin ve Katolik bir koloni olarak kuruldu. Dönem dönem Venedik ve Cenevizliler arasında el değiştirdi ama hep Latin ve Katolik kaldı. İstanbul’un fethinden sonra da durum pek değişmedi. Gerçi Fatih Sultan Mehmet Galata’ya Rum ve Yahudileri yerleştirerek Latin olmaktan çıkarmıştır. Ama hala İslam başkentinin yanı başındaki gayrimüslim bir öğedir.
Bu nedenle Galata’nın “karşıdaki” (peran) olması sadece Haliç’in diğer tarafında olmasını ifade etmez. Aynı zamanda kültürel bir diğer tarafta olmayı da ifade eder. Sadece bununla da kalmaz, Galata zaman zaman İstanbul’un düşmanlarının tarafında olmuştur. Evet, Galata ihanet de eder. İlk olarak 1204 yılında Latinlerin İstanbul’u işgali sırasında ihanet etmiştir. Bu işgalde Galata Latinlere yardım ve yataklık yapmış, netice de İstanbul barbarca yağmalanıp talan olmuştur. Bu olay Bizans’ın çöküşünü hazırlamıştır. Osmanlı’ya da sadık kalmaz Galata. Osmanlı’nın çöküşünde önemli rolü bulunan kapitülasyonların yürütülmesinde Galata önemli bir merkezdir. 19. yy’dan itibaren Galatalı bankerler aracılığıyla Osmanlı büyük bir borç yükü altına sürüklenecek ve ekonomik olarak yağmalanacaktır. Yine Galatalı Rum bankerler Osmanlı’ya isyan eden Yunanistan’ı parasal olarak destekleyeceklerdir.
Galata kuruluşundan itibaren hep çok canlı bir ticaret merkezidir. Müslüman ahalinin de rağbet ettiği meyhaneleriyle de gece hayatına merkezlik etmiştir. Ama Galata en parlak günlerini 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşayacaktır. Kapitülasyonlara ilaveten 1839 Tanzimat Fermanı ile yeni ayrıcalıklar kazanan yabancılar ve azınlıklar gittikçe güçlenecek, dolayısıyla Galata’da hızla zenginleşecek ve büyüyecektir. 1860’lara gelindiğinde artık Ceneviz surları Galata’ya dar gelecektir. Bu nedenle bu tarihte surlar yıkılacak ve 15.yüzyıldan beri iskan olan bugün Galatasaray Lisesi’nin bulunduğu yere kadar uzayan günümüzün İstklal Caddesi veya o dönemde Levantenlerin Grand Rue De Perası görülmemiş bir ihtişama kavuşacaktır. Burada önceleri yabancı ülkelerin elçilik binaları ve kiliseleri vardır. Arkasında büyük malikaneler, lüks apartmanlar, alışveriş merkezleri, eğlence yerleri ve sanat merkezleri ile bu cadde dolmuş, kısa zamanda caddenin etrafında da yerleşim başlamıştır. Levantenlerin Pera olarak isimlendirdikleri Galata’nın bu genişlemiş halini halk Beyoğlu olarak anacaktır. Bu yeni semtin kısa sürede altyapı sorunları çözülecektir. Caddeler taş döşemelerle kaplanacak kanalizasyon yapılacak, elektrik, su ve havagazı şebekeleri döşenecek, ulaşım için atlı tramvaylar konulacaktır. Fakat en önemlisi dünyanın en eski üçüncü metrosu da bu dönemde Galata’da açılacaktır.
Galata bir yandan bankerleri ve borsası ile bir finans merkezidir. Diğer yandan Galata Limanı Avrupa’nın en işlek limanlarından biridir ve uluslararası ticaret çok canlıdır. Grand Rue De Pera veya Cadde-i Kebir Kapalıçarşı’nın yanı sıra ikinci bir alışveriş merkezi haline gelmiş, sadece Levantenler değil batılılaşma heveslisi kesimlerde burada satılan Avrupa’dan ithal mallara aşırı rağbet göstermiştir. Beyoğlu cafeleri, tiyatroları, barları, operaları, kantocuları, Avrupa mutfaklı lokantaları ve pastaneleri ile bir eğlence merkezidir. Galata, Tanzimat döneminden itibaren Pera tarzı yaşamayı devlet politikası haline getirmiş bulunan Osmanlı’nın batıcı siyasi elitleri için de büyük bir mekteptir. Çünkü Osmanlı insanı Beyoğlu’nun Avrupalı mekanlarından ve Levantenlerinden batılı gibi yemeyi, içmeyi, giymeyi, eğlenmeyi, konuşmayı ve kısaca batılı olmayı öğreniyordu.
Galata Avrupa’nın hiçbir kentinde rastlanmayacak kadar kozmopolitti. Başta Fransızca olmak üzere bütün Avrupa dilleri konuşuluyordu. İtalyanların, Almanların, Fransızların, İngilizlerin, Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, Macarların ve Rusların kendi cemaatleri vardı. Sadece mezheplere göre değil, etnik yapıya göre de her grup kendi ibadethanesine sahipti. Bu nedenle çok sayıda birbirinden farklı gruplara ait kiliseler ve sinagoglar yanyana bulunmaktaydı.
Şüphesiz Galata’da Müslüman unsurlar da yok değildi. Galata Mevlevihanesi, Arap Cami ve etrafında iskan edilen Endülüs Arapları, Asmalı Mescit, Ağa Cami ve Sahabe Kabirleri ilk anda akla gelenler. Ama bunlar Galata’nın “Gavur” kalmasına engel olmaya kafi gelemediler. Galata aynı zamanda çok sayıda yabancı eğitim kurumunun faaliyet gösterdiği bir yerdir. Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya ve Avusturya Galata’da liseler açmıştır. Buralara Levantenlerin ve azınlıkların çocuklarının yanı sıra zengin veya soylu Müslüman ailelerde çocuklarının göndermiştir. Osmanlı’nın ve Türkiye’nin Batıcı aydınlarının bir çoğu bu okullarda yetişecektir.

Dedik ya hep farklıdır Galata. İstanbul’un diğer kısımlarıyla aynı kaderi bile paylaşmaz. Balkan Savaşı’nın başlamasından itibaren İstanbul hem sefaletin hem de siyasi çalkantıların içine yuvarlanırken, Galata tarihinin en parlak dönemlerini yaşayacaktır. Bir yandan Birinci Dünya Savaşı’nın savaş zenginliği buraya akarken, diğer taraftan Rusya’dan Ekim Devrimi’nden kaçan Beyaz Rusların gelmesiyle Beyoğlu daha da canlanır. Eğlence hayatı gittikçe daha çok hareketlenir. İstanbul işgal altındayken, burası işgal kuvvetlerini ağırlayan ve eğlendiren bir mekan olur. Ama savaş sonrasında yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Levantenlerin ışıltılı Perası da yavaş yavaş çöker.
ÜSKÜDAR
Anadolu yakasında Boğaz’ın girişindedir. Tarihi Üsküdar, Salacak ve Paşalimanı arasında yer alırken; İstanbul’un diğer bütün semtleri gibi günden güne büyümüştür. Günümüzde doğuda Ümraniye, güneyde Kadıköy ve kuzeyde Beykoz ilçeleriyle komşudur.
Üsküdar, Osmanlı döneminde Galata ve Eyüp dışında İstanbul’a bağlı üçüncü kadılıktır. Sadece coğrafi değil, kültürel farklılığı da ifade eden bu bölümleme içerisinde Üsküdar, Anadoluluğu ve Anadolu Türk-İslam geleneğini temsil eder. Üsküdar her şeyden önce coğrafi olarak Anadolu’dur. Anadolu topraklarının Boğaz’ın suları tarafından çizilen sınırı üzerinde yer alır. Demografik olarak da Anadolu’dur. 1352 ‘de Orhan Gazi tarafından fethedildikten sonra Anadolu’dan gelen, Müslüman halk Üsküdar’a yerleşmeye başlamıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminde ise Anadolu’dan göç hızlandırılmıştır. 17. yüzyılda yaşamış ünlü seyyah Evliya Çelebi, Üsküdar’da 70 Müslüman mahallesi olduğunu ve bunların az bir kısmı hariç önemli bir bölümünün Anadolu’dan göç ettiğini, ayrıca 11 Rum ve Ermeni, 1’de Yahudi mahallesi olduğunu ve bölgede hiç Frenk yaşamadığını nakleder. Bu demografik yapı Üsküdar’ı kozmopolitlikten uzaklaştırmış ve hem etnik, hem de kültürel olarak oldukça homojenleştirmiştir.
Bunların dışında Üsküdar İstanbul’un Anadolu ile en küçük bağlantısı olan kısmıdır. 19. yüzyılın sonunda demiryolu yapılıncaya kadar, Anadolu ile yapılan ticaretin merkezi Üsküdar’dır.
Üsküdar aynı zamanda İran ve Ermenistan ile yapılan ticaretin de başlangıç noktasıdır. Ticaret kervanlarıyla Ermeni ve İranlı tüccarlar Üsküdar’da buluşurlardı. Dolayısıyla özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda, Üsküdar tam bir ticaret kentidir.
Fakat buna rağmen Üsküdar, her zaman mütevazi ve sakindir. Gösteriş ve debdebeden hep uzak kalmıştır. Evleri, sokakları sade, fakat zarif ve bakımlıdır. İstanbul’daki en eski ve en büyük Müslüman mezarlığı olan Karacaahmet Mezarlığı Üsküdarlıya hem her şeyin faniliğini anlatır, hem de hayatın güzelliğini. O yüzden Karacaahmet hüzün dolu bir mekan olmaktan çok bir park alanı gibidir. Zarif servi ağaçlarıyla kaplı ve insanda huzur hissi uyandıran büyük bir park.
Üsküdar sadece hayata veda edenlerin uğurlandığı bir ayrılık mekanı değildir. Her yıl Hac’ca giden hacı adayları ve padişahın Mekke ve Medine Şeriflerine gönderdiği hediyeleri götüren Surre Alayı da Üsküdar’dan uğurlanırdı. O yüzden alışkındır ayrılıklara… Cenazeleri de hacı adaylarını da törenle uğurlar.
İstanbul’un Osmanlılar tarafından ilk fethedilen kısmıdır Üsküdar. Hem büyük fethin ilk aşamasıdır bu, hem de habercisi… Bir asır ve bir yıl boyunca ayrı kalır Üsküdar, karşı kıyıdaki parçasından. Ama nihayet 1453’te sevinçle izler fethi, yeniden kavuşmayı…
Artık Marmara’nın serin suları ayrılığın sebebi değil, ulaşmanın vasıtasıdır. Bu sulardan Üsküdar’a gittiğinizde sizi ilk olarak Kız Kulesi karşılar. Üsküdar’ın sembollerinden ve güzelliklerinden biridir bu zarif kule. Kıyıya vardığınızda ise bir başka zarif yapı size “hoş geldiniz” der. Mimar Sinan’ın usta ellerinden Mihrimah Sultan Cami’dir bu. Üzerinde durduğunuz meydana güzellik veren bir diğer unsur olan Sultan III. Ahmet Çeşmesi de hemen dikkatinizi çekecektir. Üsküdar’ın güzellikleri daha kıyıya varmadan yakalar insanı, kıyıya vardıktan sonra ise çepeçevre kuşatır.
İstanbul’un diğer her yeri gibi Üsküdar da günümüzde çok değişti. Özellikle 18. yy.’dan sonra kıyıda yapılan sahil saraylardan günümüze bir şey kalmadı. Yeşillikler içindeki tepeleri betonlaştı. İki katlı, cumbalı evlerin olduğu sokaklardan ise çok azı halen yaşayabiliyor. Ama her şeye rağmen Üsküdar, o sakin Anadolulu havasını muhafaza edebildi.

EYÜP İSTANBUL
İstanbul’un fethi ile birlikte kurulan ilk Osmanlı -Türk yerleşim alanıdır. Haliç’in güney kıyısında, surların dışında yer alır. İsmini kabri bu semtte bulunan ve bir sahabe olan Hz. Eba Eyyub El- Ensari’den alır.
Eyüp semtinin gelişimi; fetihten hemen sonra İslam Ordularının 7.yy.’da İstanbul’u kuşatması sırasında şehid düşen Eyyup El-Ensari Hazretleri’nin mezarının Akşemseddin Hazretleri’nin gördüğü bir rüya ile bulunup, üzerine bir türbe ve yanına bir caminin yapılması ile başlar. Kanuni döneminde ise Eyüp büyük gelişme gösterir. Bu yıllarda semt camiler, mescidler, medreseler, sıbyan mektepleri, çeşme, sebil, hamam, imaret ve türbelerle donatılırken, sahilleri ise yalılar ve köşkler süslemiştir.
Eyüp El-Ensari’nin türbesi ya da yaygın tabiriyle Eyüp Sultan Türbesi, Eyüp semtinin toplumsal hayatında merkezi bir yer tutar. Bu türbelerle ilgili geleneklerin birçoğu bugünde sürmektedir.
Osmanlı zamanında en dikkat çekici gelenek padişahların cülus (tahta geçme) merasimlerinden sonra Eyüp Sultan’da kılıç kuşanmalarıdır. Bu merasim, okunan dualar ve kılınan namazlarla dini-manevi bir özellik taşımakta ve yeni padişaha makamının anlamını hatırlatmaktaydı. Ancak bu gelenek belki fetihten de eskidir. Zira Bizans döneminde burada bulunan Leon Makelos manastırının başpapazı, harbe giden imparator, kumandan ve asilzadelere kılıç kuşatmak ve onları takdis etmek gibi bir hakka ve makama sahipti.
Eyüp Sultan Türbesi’nin Eyüp’ün yerleşim dokusuna kazandırdığı bir başka özellik, bu türbede yatan kişiyi Evliyaullah (Allah Dostu) ve Sahabe bilen Osmanlı’nın ona yakın olmak için Eyüp’te defnedilmek istemesidir. Gerek Osmanlı döneminde, gerekse de Cumhuriyet yıllarında halktan kişilerin yanı sıra, birçok şöhretli isim de son istirahatgah olarak Eyüp’ü seçmişlerdir. Bunun sonucunda semte mistik havasını veren büyük mezarlıklar kurulmuştur. Hem bu mezarlara ait mezar taşlarının sanatsal değerleri, hem de çağlara tanıklık eden üzerlerindeki kitabeleri nedeniyle, Eyüp’teki mezarlıklar bir açık hava müzesi gibidir ve yüzlerce yıllık bir tarih kesitini hüznün diliyle anlatır bizlere. Bu mezarlıklardaki servi ağaçları ise adeta ölümle yaşamın içiçeliğini vurgular.
Eski Eyüp bunların yanı sıra bayramlar ve kandillerde dolup taşan Eyüp Sultan Türbesi, yeni evlenenlerin ve sünnetlik çocukların buraya ziyarete getirilmesi, Haliç’in bol çeşitli ve lezzetli balıklarını satan balıkçıları, serin ve tatlı suları, Haliç’e bakan tepeler üzerindeki güzel manzaralı mesire yerleri, çiçekçiliği, İstanbul’un süt ve kaymak ihtiyacını karşılayan mandıraları, kıyı kahvehaneleri ve oyuncakçı dükkanları ile de ünlüydü. Düdüklü testiler, fırıldaklar, tahtadan arabalar ve eşyalar, oyuncak tef, davul, düdük ve özellikle “kaynana zırıltısı” ile Eyüp oyuncakçıları, çocukları çok sevdiğine inanılan Eyüp Sultan Hazretleri’nin manevi rehberliğinde faaliyet gösterirlerdi. 19.yy. sonunda bu bölgenin sanayileşmeye açılması ve 1960’lardan sonraki hızlı gecekondulaşma ile bu geleneksel dokunun tamamına yakını ortadan kalkmıştır.

Tanzimat Dönemi İstanbul, Eyüp Sultan Türbesi İstanbul, Eyüp El-Ensari Türbesi İstanbul, Üsküdar İstanbul, Galata İstanbul, Topkapı İstanbul, Zeytinburnu İstanbul, Haliç İstanbul, Beyoğlu İstanbul, Beşiktaş İstanbul, Kadıköy İstanbul, Maslak İstanbul, Sarıyer İstanbul, Bağcılar İstanbul, Hadımköy İstanbul, Esenyurt İstanbul, Avcılar İstanbul, Kıraç İstanbul, İkitelli İstanbul, Güneşli İstanbul, Sefaköy İstanbaul, Başakşehir İstanbul, Bayrampaşa İstanbul, Güngören İstanbul, Bakırköy İstanbul, Fatih İstanbul, Şişli İstanbul, Bahçelievler İstanbul, Kağıthane İstanbul, Tuzla İstanbul, Pendik İstanbul, Kavacık İstanbul, Çekmeköy İstanbul, Sarıgazi İstanbul, Beykoz İstanbul, Şile İstanbul, Ağva İstanbul, Ümraniye İstanbul, Dudulu İstanbul, Tanzimat Fermanı İstanbul, Süleymaniye Medresesi İstanbul, Süleymaniye İstanbul, Süleymaniye Camii İstanbul, İstanbulun fethi, Küçükçekme gölü İstanbul, İstanbulun tarihi, Osmanlıkda İstanbul, İstanbulun Osmanlı Dönemi, İstanbulun Kurtuluşu, İstanbulun tarihi yerleri, İstanbulda tarihi yerler, istanbulda gezilecek yerler, İstanbulda lokantalar, İstanbulun ilçeleri, İstanbulun en eski ilçesi, İstanbul tarihi, İstanbul Kapalı çarşı, İstanbulda tarihi mekanlar, İstanbulda tarihi camiler, İstanbulda saraylar, İstanbul Topkapı sarayı, İstanbul çırağan sarayı, kiralık fabrikalar İstanbul, Suriçi İstanbul, Maslak İstanbul, Sarıyer İstanbul, Bağcılar İstanbul, Hadımköy İstanbul, Esenyurt İstanbul, Avcılar İstanbul, Kıraç İstanbul, İkitelli İstanbul, Güneşli İstanbul, Sefaköy İstanbaul, Başakşehir İstanbul, Bayrampaşa İstanbul, Güngören İstanbul, Bakırköy İstanbul, Fatih İstanbul, Şişli İstanbul, Bahçelievler İstanbul, Kağıthane İstanbul, Tuzla İstanbul, Pendik İstanbul, Kavacık İstanbul, Çekmeköy İstanbul, Sarıgazi İstanbul, Beykoz İstanbul, Şile İstanbul, Ağva İstanbul, Ümraniye İstanbul, Dudulu İstanbul





ÇALIŞMA BAKANLIĞI YABANCILARA ÇALIŞMA İZNİ NASIL ALINIR

ÇALIŞMA BAKANLIĞI YABANCILARA ÇALIŞMA İZNİ NASIL ALINIR
Çalışma Bakanlığı mevzuatlarına göre yabancılara çalışma izni nasıl alınır, Çalışma Bakanlığına müracaatlarda yabancılara çalışma izni almak için gerekli evraklar nelerdir, Yabancılara ikamet izni nasıl alınır, Yabancı personel çalışma izni, Yabancılara oturma izni, Yabancılara çalışma izni almak için danışmanlık işlemleri, Yabancı ortağa ikamet izni nasıl alınır, Yabancılara çalışma izni nasıl alınır gerekli evraklar, Yabancı ortağa çalışma izni nasıl alınır, Yabancı şirket nasıl kurulur, yabancılara şirket kurmak, yabancılara ikamet izni nasıl alınır, Yabancılara çalışma izni nasıl alınır,
Çalışma Bakanlığı Yabancılara çalışma izni nasıl alınır
Çalışma Bakanlığı yabancılara çalışma izni almak için gerekli belgeler
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışma izni talep dilekçesi,
- Son yıla ait, vergi dairesince onaylı bilanço ve kar/zarar tablosu,
- Kuruluş yabancı sermayeli ise, kuruluşun en son sermaye ve ortaklık yapısını gösteren Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin aslı veya kuruluşça onaylı örneği,
Yabancılara çalışma izni belgesi konulu Yabancı uyruklu öğretmen istihdam edecek Özel Öğretim Kurumları için; Kurum Ruhsatı ve Milli Eğitim Bakanlığı onay yazısı suretleri,
- Turizm sektörü Yabancıların çalışma izni Turizm sektörü firmaları idari personel için varsa Turizm Bakanlığı’ndan alınmış işletme ve yatırım belgesinin sureti,
- Projelerde çalışacak yabancılara çalışma izni Kamu kurum ve kuruluşlarınca uluslararası ihale açılmış projeleri yapma hakkı kazanmış kuruluşların (konsorsiyumlar dahil) ilgili kurum ve kuruluştan alacakları işi yüklendiklerini tevsik eden belge,
- Mühendislik, mimarlık, müteahhitlik ve danışmanlık hizmetleri kapsamında çalışacak yabancılara çalışma izni belgesi kapsamında yabancı uzman istihdam edecek tüzel kişiliklerde, aynı meslekte Türk mühendis/mimar/şehir plancısı istihdam edildiğini ispata dair ücret bordrosu ve yabancı ile yapılan sözleşme örneği.
Yabancıların çalışma izni işlemlerinde başvuruya ek belgeler
- Yabancı, ortak temsilcisi ya da kilit personel ise, durumunu kanıtlayan yetkili makamlardan onaylı işverenince verilen belge,
- Vatandaşlık Kimlik Belgesi örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan Yabancılara çalışma izni kapsamında yabancılar için, vukuatlı nüfus kayıt örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,
- Türk soylu olduğuna ilişkin belge,
- Mesleki eğitim diploma ve sertifika örnekleri,
- Bonservis, referans mektubu, görevlendirme yazısı, kabul yazısı gibi diğer belgeler.
Yabancılara çalışma izni için gerekli evraklar
Çalışma Bakanlığı yönetmeliklerine göre yabancılara çalışma izni nasıl alınır
Ankara Kurumsal Danışmanlık Ankara İstanbul ve İzmir ofisleri ile 1987 yılından bu güne tüm sektörlere yatırım teşvik belgesi danışmanlık hizmetleri yabancı sermaye yatırımları yabancıların çalışma izni danışmanlık hizmetleri ve yine yabancıların ikamet tezkeresi işlemlerine dosya hazırlama ve işlemlerin ilgili kurumlarda takibi danışmanlık hizmetleri vermektedir
Saygılarımızla
ANKARA KURUMSAL DANIŞMANLIK
Turgay Turan
Genel Koordinatör





YABANCILARA ÇALIŞMA İZNİ NASIL ALINIR GEREKLİ EVRAKLAR

YABANCILARA ÇALIŞMA İZNİ NASIL ALINIR GEREKLİ EVRAKLAR
Yabancı şirket nasıl kurulur, yabancılara şirket kurmak, yabancılara ikamet izni nasıl alınır, Yabancılara çalışma izni nasıl alınır, Çalışma Bakanlığına müracaatlarda yabancılara çalışma izni almak için gerekli evraklar nelerdir , Yabancılara ikamet izni nasıl alınır, Yabancılara çalışma izni almak için danışmanlık işlemleri, Yabancı ortağa ikamet izni nasıl alınır, Yabancılara çalışma izni nasıl alınır gerekli evraklar, Yabancı ortağa çalışma izni nasıl alınır,
Çalışma Bakanlığı Yabancılara çalışma izni nasıl alınır
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışma izni talep dilekçesi,
- Son yıla ait, vergi dairesince onaylı bilanço ve kar/zarar tablosu,
- Kuruluş yabancı sermayeli ise, kuruluşun en son sermaye ve ortaklık yapısını gösteren Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin aslı veya kuruluşça onaylı örneği,
Yabancılara çalışma izni belgesi konulu Yabancı uyruklu öğretmen istihdam edecek Özel Öğretim Kurumları için; Kurum Ruhsatı ve Milli Eğitim Bakanlığı onay yazısı suretleri,
- Turizm sektörü Yabancıların çalışma izni Turizm sektörü firmaları idari personel için varsa Turizm Bakanlığı’ndan alınmış işletme ve yatırım belgesinin sureti,
- Projelerde çalışacak yabancılara çalışma izni Kamu kurum ve kuruluşlarınca uluslararası ihale açılmış projeleri yapma hakkı kazanmış kuruluşların (konsorsiyumlar dahil) ilgili kurum ve kuruluştan alacakları işi yüklendiklerini tevsik eden belge,
- Mühendislik, mimarlık, müteahhitlik ve danışmanlık hizmetleri kapsamında çalışacak yabancılara çalışma izni belgesi kapsamında yabancı uzman istihdam edecek tüzel kişiliklerde, aynı meslekte Türk mühendis/mimar/şehir plancısı istihdam edildiğini ispata dair ücret bordrosu ve yabancı ile yapılan sözleşme örneği.
Yabancıların çalışma izni işlemlerinde başvuruya ek belgeler
- Yabancı, ortak temsilcisi ya da kilit personel ise, durumunu kanıtlayan yetkili makamlardan onaylı işverenince verilen belge,
- Vatandaşlık Kimlik Belgesi örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan Yabancılara çalışma izni kapsamında yabancılar için, vukuatlı nüfus kayıt örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,
- Türk soylu olduğuna ilişkin belge,
- Mesleki eğitim diploma ve sertifika örnekleri,
- Bonservis, referans mektubu, görevlendirme yazısı, kabul yazısı gibi diğer belgeler.
Yabancı çalışma izni için gerekli evraklar
Çalışma Bakanlığı yönetmeliklerine göre yabancılara çalışma izni nasıl alınır
Ankara Kurumsal Danışmanlık Ankara İstanbul ve İzmir ofisleri ile 1987 yılından bu güne tüm sektörlere yatırım teşvik belgesi danışmanlık hizmetleri yabancı sermaye yatırımları yabancıların çalışma izni danışmanlık hizmetleri ve yine yabancıların ikamet tezkeresi işlemlerine dosya hazırlama ve işlemlerin ilgili kurumlarda takibi danışmanlık hizmetleri vermektedir
Saygılarımızla
ANKARA KURUMSAL DANIŞMANLIK
Turgay Turan
Genel Koordinatör





Yabancılara çalışma izni

Yabancılara çalışma izni

Yabancı sermaye yatırımcılarının Türkiyede şirketlerinde veya işletmelerinde çalışacak olan yabancıların çalışma izni müracaatları için gerekli evraklar Çalışma Bakanlığı yabancılar çalışma izni dökümanları

Türkiyede çalışma izni nasıl alınır

- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yabancılara çalışma izni hitaplı çalışma talep dilekçesi,
- Son yıla ait, vergi dairesince onaylı bilanço ve kar/zarar tablosu,
- Kuruluş yabancı sermayeli ise, kuruluşun en son sermaye ve ortaklık yapısını gösteren Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin aslı veya kuruluşça onaylı örneği,
Yabancılara çalışma izni belgesi konulu Yabancı uyruklu öğretmen istihdam edecek Özel Öğretim Kurumları için; Kurum Ruhsatı ve Milli Eğitim Bakanlığı onay yazısı suretleri,
- Turizm kuruluşlarının yabancıların çalışma izni ile istihdam edecekleri idari personel için varsa Turizm Bakanlığı’ndan alınmış işletme ve yatırım belgesinin sureti,
- Proje amaçlı Yabancı personel çalışma izni Kamu kurum ve kuruluşlarınca uluslararası ihale açılmış projeleri yapma hakkı kazanmış kuruluşların (konsorsiyumlar dahil) ilgili kurum ve kuruluştan alacakları işi yüklendiklerini tevsik eden belge,
- Mühendislik, mimarlık, müteahhitlik ve danışmanlık hizmetleri kapsamında yabancı çalışma izni belgesi kapsamında yabancı uzman istihdam edecek tüzel kişiliklerde, aynı meslekte Türk mühendis/mimar/şehir plancısı istihdam edildiğini ispata dair ücret bordrosu ve yabancı ile yapılan sözleşme örneği.

Türkiyede çalışma izni nasıl alınır

Yabancılara çalışma izni belgesi işlemlerinde başvuruya ek belgeler
- Yabancı çalışma izni kapsamında olan Yabancı ortak temsilcisi ya da kilit personel ise, durumunu kanıtlayan yetkili makamlardan onaylı işverenince verilen belge,
- Vatandaşlık Kimlik Belgesi örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancıların çalışma izni işlemleri kapsamında vukuatlı nüfus kayıt örneği,
- Türk vatandaşı bir kişi ile evli olan yabancılar için noter onaylı evlenme cüzdanı sureti,
- Türk soylu olduğuna ilişkin belge,
- Mesleki eğitim diploma ve sertifika örnekleri,
- Bonservis, referans mektubu, görevlendirme yazısı, kabul yazısı gibi diğer belgeler.

Ankara Kurumsal Danışmanlık yabancılara çalışma izni dosyalarının hazırlanmasında uzman kadroları ile Dış Ticaret Mevzuatına göre teknik ve ihracatı teşvik mevzuatına göre ek dosyalarla hazırlayarak işlemlerinize hassasiyet gösterir ayrıca hazırlamış olduğu dosyaları ilgili kurumlarda aynı titizlikle takip eder ve 20 yılı aşkın tecrübesi ile lider kuruluş olarak sizlere karşı sorumluluk bilinci taşır.

ANKARA KURUMSAL DANIŞMANLIK
Genel Koordinatör
Turgay Turan





Kültür Mantarı yetiştiriciliği

Kültür Mantarı yetiştiriciliği; Mantarın Yetiştirildiği Yerler
Mantar sıcaklık ve nem miktarı kontrol altında tutulabilen, havalandırılması kolay, güneş ışığı almayan yerlerde yetiştirilebilirler.
Mağaralar, soğuk hava depoları, ışığa karşı yalıtılmış seralar, tünel ve galeriler, kümesler, depolar, ambarlar, bodrumlar ve modern mantar işletmeleri mantar üretimi yapılabilen yerlerdir.
Eğer yetiştiricilik için yeni bir tesis kurulmayacak ise mevcut yer ve binanın seçiminde aşağıdaki özellikler göz önünde bulundurulmalıdır:
Seçilen yer aydınlatma, havalandırma, ortam nemlendirilmesi ve temizlik için su ve elektrik gibi enerji kaynaklarına sahip ve ulaşım sorunu olmamalıdır.
Yapılar nem ortamının sağlanması için ıslatmaya uygunluğu ve zararlıların yuvalanmaması açısından tamamen betonarme olmalıdır.
Yapılardaki çatlak, kırık, dökük yerler onarılmalı kapı ve pencereler straforla izole edilmelidir.
Tavan yüksekliği en az 2,50 metre olmalıdır.
Tabanda atık suyun gideceği bir kanal olmalı, şayet yoksa suyun toplanıp alınacağı bir çukur açılmalıdır.
Seçilecek ısı sisteminin bacalı ya da bacasız olmasına bağlı olarak baca sisteminin ve havalandırma içinde karşılıklı havalandırma vantilatörlerinin takılacağı deliklerin açılması gerekir.
Mantar yetiştirme odasına girmeden önce ayakların dezenfekte edileceği, iş önlüğünün giyileceği, devamlı aydınlık gerektiğinde kullanılabilecek bir ön oda oluşturmakta fayda vardır.

Kültür Mantarı yetiştiriciliği; Yetiştiricilikte Kullanılan Malzemeler
Raflar
Yetiştirme odalarında mantar torbalarının yerleştirileceği raflar profil demirden yapılmalıdır. Ortamın rutubetli olmasından dolayı ahşap malzeme tavsiye edilmez. Çalışma kolaylığı açısından ilk rafın yerden 15-20 cm yüksekte, en üstteki rafla tavan arası mesafenin 80 cm ve rafların en fazla 3 katlı olması tavsiye edilmektedir.

Isıtma Cihazları

Mantarhanenin ısıtılması için en ideal cihazlar buhar kazanları olmakla birlikte çeşitli şekillerde ısıtma yapılabilir.

Buhar Kazanları: Bunlar kalorifer kazanları olup, elde edilen buharın galvanizli borularla odaya gönderilmesi suretiyle hem sıcaklık hem de nem sağlanmış olmaktadır. Modern mantarhanelerde bu sistemle ısıtma yapılmaktadır. Fazla yatırım gerektiren bir sistemdir.

Kömür Sobası: Ortamın ısıtılması ve üzerine konacak su kabı ile rutubet artışı sağlamakla beraber, homojen bir sıcaklık dağılımı sağlayamaz. Bu sebeple sobaya uzak kalan torbaların yeterli sıcaklık alamamasından, yakın olanların da aşırı ısınmasından dolayı yetiştirme odasında farklı hasata gelmeler gözlenebilir. Fakat yine de kare tipi yetiştirme odalarında kullanılabilir. Yetiştirme odasının nemi ise duvarların ve tabanın ıslatılması şeklinde sağlanabilir.

Kat Kaloriferi: Pahalı olmakla birlikte pratikte uygulanabilirliği en yüksek olan cihazdır. Nem soba sisteminde olduğu gibi yerler ve duvarlar ıslatılarak sağlanır.

Şofben: Şofbeni otomatik bir şekilde mantarhanenin ısıtılmasında kullanabilmek için bazı ek malzemeye ihtiyaç vardır. Bunlar: 1 adet devir-daim motoru, 1 adet termostat ayarlı elektrik şalteri ve 1 adet buhar üfleyici düzenektir. Fanın üflediği hava şofbenden ısınarak gelen sıcak su ile dolu radyatörün üzerinde ısınarak plastik borularla odaya dağılır. Bu düzenek termostat aracılığı ile otomatik olarak kontrol edilmekte olup; varildeki su seviyesi ve tüpün dolu olup olmadığının devamlı kontrol edilmesi gerekir. Bu sistemde 2-3 günde bir tüp harcanmaktadır. Ortam nemi ise duvar ve yerlerin ıslatılması ile sağlanmaktadır.

Elektrikli Isıtıcılar: Elektrikli ısıtıcılar odanın çeşitli yerlerine konularak termostatlı elektrik şalteri ile kontrol edilebilir. Nem, taban ve duvarların ıslatılması ve ısıtıcıların üzerine buhar kapları konularak sağlanabilir.

Kültür Mantarı yetiştiriciliği; Ölçüm Cihazları
Mantar yetiştiriciliğinde gerekli olan ölçüm cihazları nem ölçmek için higrometre, oda sıcaklığını ölçmek için termometre ve kompost iç sıcaklığını ölçmek için cam termometredir. Bu cihazlar mantar yetiştirme odasını en iyi temsil eden yerlere yerleştirilir.

Kültür Mantarı yetiştiriciliği; Havalandırma Cihazları
Havalandırma için biri dışarıdaki temiz havayı içeri alacak, diğeri de içerideki pis havayı dışarı atacak şekilde yerleştirilmek üzere iki adet yüksek devirli fana ihtiyaç vardır. Dışarıdaki havayı içeri alacak fan duvara ters olarak monte edilir ve önüne delikli plastik boru takılarak mantarların direkt olarak havaya maruz kalmaması sağlanır. Bu fanın karşı tarafına, duvarın alt kısmına içerdeki havayı emecek fan yerleştirilir. Fanın her ikisi de birlikte çalıştırılarak içerinin havası değiştirilir. Havalandırma fanının önüne mutlaka spor filtresi takılmalıdır.
Kültür Mantarı yetiştiriciliği; Sulama Malzemeleri
Mantarın sulaması çok önemli ve dikkat gerektiren bir bakım işlemidir. Salma sulama kesinlikle yapılmamalıdır. Sulama, suyu ince zerrecikler halinde püskürten aletlerle yapılmalıdır. Bu da hortum ucuna takılan pülverizatör memesi veya bahçe hortumlarının ucuna takılan sulama başlıkları ile sağlanabilir.

İlaçlama Malzemeleri

İlaçlama malzemeleri olarak naylon eldiven, iş önlüğü, galoş, gözlüklü maske ve sırt pülverizatörü sayılabilir

Mantar Yetiştirmedeki Aşamalar

1.Misel Ön Gelişme Dönemi

Misel ekilmiş kompost odalara getirilmeden evvel odalar % 1’lik formaldehit ve %1’lik DDVP ile ilaçlanır. 2 gün kapalı tutulur ve havalandırılır. Oda girişine %1’lik formaldehitli paspas veya kireç tozu konmalıdır.

Bu şekilde hazırlanan odalarda misel ekimi yapılmış kompost torbaları iyice karıştırılıp bastırıldıktan sonra ranzalara yerleştirilir. Torbaların üzerinde kalan boş kısımlar dışa kıvrılarak üzerleri %1’lik formaldehitten geçirilmiş ambalaj kağıdı ile kapatılır. Gazete vs. üzerinde baskı olan kağıt kullanılmamalıdır. Baskısız kağıt kullanmanın amacı, baskıda kullanılan boyadan kaynaklanabilecek küf, virüs vb. gibi zararlılardan korunmaktır. Örtme işlemi ile kompost, havadan bulaşabilecek zararlılardan korunmuş ve kompost yüzeyinden nem kaybı önlenmiş olacaktır. Eğer torbaların boş kalan kısmı üst düzeyi tamamen kapatacak şekilde fazla ise kapatma için bu fazla kısımlar da kullanılabilir. Eğer kağıt kapatılmışsa kağıtların üzeri ucuna pülverizatör memesi takılmış hortumla her gün sulanır. Kağıtlar kurumamalıdır. Bu ıslatma sırasında komposta su geçmemesine ve göllenme olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi halde, bu göllenmelerin olduğu yerlerin alt kısmında küf hastalıkları oluşabilir. Preslenmiş kompostlarda bu tür işlemlere gerek olmayıp, sadece ortamda nem ve sıcaklığın ayarlanması yeterli olmaktadır.

Torba taşınması sırasında odanın kirlenen tabanı süpürülür ve % 2’lik Formalin ile yıkanarak dezenfekte edilir.
Misel ön gelişme devresinde oda sıcaklığı 20-24 0C, hava nemi % 80-90 arasında tutulmalıdır. Bu dönemde oda sıcaklığı 27-28 0C’yi kesinlikle geçmemelidir. Çünkü torbaların iç sıcaklığı oda sıcaklığından 2-3 0C daha fazladır. 30 0C’de misellerin büyümesi çok yavaşlar. 32 0C ve üzerinde ise ölmesi söz konusudur. Yine aynı şekilde düşük sıcaklıklarda 13 0C’nin altında faaliyetlerini yavaşlatırlar ve 0 0C’de ölürler. Bu nedenle kompost içi sıcaklığı ile misel gelişimi devamlı olarak kontrol edilmelidir.

İç sıcaklıktaki yükselmeye karşı, soğutma sistemi yoksa dışarıdan taze hava verilerek sıcaklık düşürülebilir. Ancak bu aşamada yüksek karbondioksit oranı istediğimiz için hiç taze havaya (oksijen) gereksinim yoktur ve taze hava verilmesi oda nemini düşüreceği ve kompost yüzeyinden buharlaşma yoluyla nem kaybına yol açacağı için tehlikelidir. Ancak, zorunlu kalınması durumunda düşünülmelidir.
Mantarları diğer bitkilerden ayıran en önemli özellik güneş ışığına ihtiyaç duymamalarıdır. Gelişmelerinin hiçbir döneminde ışık istemezler. Bu nedenle karanlık ortamda yetiştirilirler. Direk olarak gelen güneş ışığı mantarın kalitesini bozar, üzerinde çatlaklar ve lekeler oluşur. Işık ancak hasat ve bakım işleri sırasında kullanılmalıdır.

Bu dönemde oda içi nispi nem % 85-90 olmalıdır. Odada bulunan higrometre sık sık kontrol edilerek nem oranının bu seviyede olması sağlanmalıdır. Nemin azalması halinde toprak yüzeyi kurur ve verim düşer, kalite bozulur. % 90’ın üzerinde ise bir çok hastalıkların gelişmesi için uygun bir ortam oluşturur. Nem oranı düşükse yerler sulanarak veya duvarlara ıslak çarşaf asmak suretiyle ortamın nemi artırılabilir.
Kültür mantarı bütün yetiştirme periyodunda istediği nemli bir ortam hastalık ve zararlıların da gelişmesine uygundur. Bu yüzden herhangi bir hastalık yada zararlı görülmeden bile koruyucu olarak ilaçlamayı gerektirir.





Sıfır 0 Faizli KOSGEB KOBİ kayıtlı eleman istihdamını destek kredisi

0 FAİZLİ KOSGEB KOBİ KAYITLI ELEMAN İSTİHDAMINI DESTEK KREDİSİ
Bu Desteğin Amacı ve Kapsamı
Kayıt içi istihdamın teşviki için uygun koşullarda finansal destek sağlamak için hazırlanmıştır.

Bu Destekten Beklenen Yararlar
KOBİ’lerin uluslararası düzeyde rekabet etmelerini, ihracata yönelmelerini, kalite ve üretim artışlarının sağlanması.

Bu Destekten Kimler Yararlanabilir?
Destek Kredisi, KOSGEB “KOBİ Beyannamesi,Yararlanıcı Durum Tespit Formu(YDTF)ve Stratejik Yol Haritası (SYH) doldurmuş ve onaylanmış KOBİ’ler içinden Asgari % 50’si Küçük Ölçekli İşletmeler, (1-49 çalışanı olan), % 40’ı “Kalkınmada Öncelikli Yöre” ve %60’ı “Normal Yöre ve Gelişmiş Yöre”de yer alan işletmelere kullandırılacaktır.

Destek Oranı ve Üst Limiti Nedir?
KREDİ TUTARI
• Meslek Lisesi ve Meslek Yüksek Okulu mezunu işsizleri istihdam eden KOBİ’lere, istihdam başına 40.000.-YTL.
• Yüksek Lisans veya Doktora yapmış işsizleri istihdam eden KOBİ’lere, istihdam başına 50.000.-YTL.
• İlk, Orta, Lise, Üniversite (Teknik Üniversite ve Teknik Eğitim formasyonuna sahip kişiler dahil) işsizleri istihdam eden KOBİ’lere, istihdam başına 20.000.-YTL
olmak üzere KOBİ başına azami 100.000.-YTL

KREDİ’NİN VADESİ
Kayıtlı Eleman İstihdamı Destek Kredisi’nin vadesi 18 ay’dır.

GERİ ÖDEME
Kredi vadesi süresince altışar aylık eşit taksitler halinde, üç eşit taksitte ödenir.

BAŞVURU EVRAKLARI
• İstihdam taahhütnamesi, işletmenin SSK ve BAĞ-KUR borcu olmadığına ya da 5458 sayılı yasa kapsamında borcunu yeniden yapılandırdığına dair belge,
• Yeni istihdam edilecek personelin İŞKUR İşsizlik Kayıt Belgesi,
• Yeni istihdam edilecek personele ait onaylı SSK hizmet dökümü,
• Yeni istihdam edilecek personelin SSK İşe Giriş Bildirgeleri,
• KOBİ’ ye ait son 6 aylık SSK bildirgesi,
• Yeni istihdam edilecek personele ait nüfus cüzdanı sureti ve TC Kimlik Numarası.
Bilgi Almak ve Destek Başvurusu İçin
(Bilgi ve Başvuru İçin) Halk Bankası, Vakıflar Bankası, Ziraat Bankası Şubeleri, ( Bilgi İçin) KOSGEB KOBİ Kredi Yönetimi ve İzleme Müdürlüğü





Kültür ve Turizm Bakanlığı 2008 Yurtdışı Turizm Fuarları

2008 Yurtdışı Turizm Fuarları
Ülkemizin sahip olduğu tarihi, turistik ve kültürel değerlerinin etkili ve geniş bir şekilde tanıtılması ve uluslararası turizm pazarındaki payımızın arttırılması amacıyla, katılmakta olduğumuz uluslararası turizm ihtisas fuarlarında, Bakanlığımızca gerçekleştirilmekte olan reklam kampanyalarında olduğu gibi özellikle destinasyonların ön plana çıkartılması amaçlanmaktadır. 2008 yılında katılınacak olan uluslararası turizm fuarlarına ilişkin liste ile Kültür ve Tanıtma Müşavirlik/Ataşeliklerimizin irtibat bilgileri Bakanlığımız web sitesinde yer almaktadır.

Kültür ve Tanıtma Müşavirliklerimiz/Ataşeliklerimiz aracılığıyla 2008 yılında iştirak edilecek fuarlara, Bakanlığımızca kiralanan standlarda katılmak isteyen sektör kuruluşlarına yer verilecek olup, kamu/özel sektör işbirliği ile gerçekleştirilecek uluslararası turizm ihtisas fuarlarına katılınmasına ilişkin esaslar aşağıda belirtilmektedir.

1- Fuar listesinde yer alan büyük fuarlar ile stand büyüklükleri uygun fuarlarda bölgesel tanıtıma (destinasyon tanıtımı) yönelik olarak destinasyonları temsilen katılacak olan sektör kuruluşları için yer ayrılacaktır. Ayrıca Bakanlığımız standlarında yer almak suretiyle bağımsız olarak katılmak isteyen işletmelere (acenta, otel, tur operatörü vb) stand büyüklüğünün elverdiği ölçüde fuar sırasında yürütülecek çeşitli aktivitelerin/hizmetlerin (enformasyon memuru, kokteyl, gösteri, ikram vb.) ücretlerinin üstlenilmesi veya katkıda bulunulması karşılığında bağımsız yerler verilecektir.

2- Bölge standlarında (resepsiyon ünitelerinde) yer alacak sektör kuruluşlarınca;

a) Fuarlarda tanıtım amaçlı dağıtılmak üzere tüm turistik merkezlerin katalog, broşür, CD, hediyelik eşya vb. tanıtım materyallerinin hazırlanması,

b) Resepsiyon ünitelerinin her birinde bölge destinasyonlarını tanıyan en az iki profesyonel turist rehberinin görevlendirilmesi,

3- Fuarlar süresince yapılması düşünülen ikram, kokteyl, gösteri vb. etkinlikler için sektör kuruluşlarının ilgili Kültür ve Tanıtma Müşavirlik/Ataşeliklerimize önceden başvurmaları gerekmektedir.

4- Büyük fuarların bölge standlarının (resepsiyon ünitelerinin) organizasyonu TÜROFED’in (Türkiye Otelciler Federasyonu) sorumluluğunda gerçekleştirilecektir. (Örneğin: İstanbul destinasyonu için TUROB, Antalya için AKTOB, Kapadokya için KAPTİD vb. gibi). Özellikle katılacağımız büyük fuarlarda İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Girişim Grubu ile birlikte İstanbul destinasyonunun tanıtılması için anılan gruba da yer verilmesi sağlanacaktır.

5- Bakanlığımız standlarında imkanlar ölçüsünde seyahat acentalarını temsilen TÜRSAB’a ayrı stand tahsis edilecek olup, bu standların organizasyonları ve yapılması gereken aktiviteler TÜRSAB’ın (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) sorumluluğunda gerçekleştirilecektir.

6- Fuar listesinde yer alan incentive ve kongre turizmine yönelik ihtisas fuarları olan EIBTM Barselona, IT-ME Chicago, Londra Confex, IMEX Frankfurt EMIF Brüksel ve BTC Frenze Fuarlarına; bu konuda uzmanlaşmış seyahat acentası ve otellerin yer alması önem taşıdığından bu fuarlara katılacak işletmelerin belirlenmesi ve standlarda yer verilmesi işlemi ilgili Müşavirlik/Ataşeliklerimizin sorumluluğunda, Antalya ve İzmir Kongre ve Ziyaretçi Büroları ile birlikte İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) tarafından yapılacak, ancak sadece İstanbul’un tanıtımına yönelik kuruluşlara değil, bu konuda faaliyet gösteren Türkiye’deki tüm sektör kuruluşlarına da standlarımızda yer verilmesine özen gösterilecektir. Bu fuarlara katılacak kuruluşların ICVB’na başvurmaları ve bu kuruluş tarafından katılımcıların Bakanlığımıza ve ilgili Müşavirlik/Ataşeliklerimize bildirilmesi gerekmektedir.

7- Fuar takviminde yer alan deniz turizmine yönelik ihtisas fuarları olan Londra Boat Show, Düsseldorf Yatçılık, Genova Yatçılık, Scandinavian Boat Show, Moskova Yatçılık ve Paris Denizcilik ve Paris Denizcilik Fuarlarında bu konuda ihtisaslaşmış kuruluşların yer alması önem taşıdığından, bu fuarlara katılacak sektör kuruluşlarımızın belirlenmesi ve standlarımızda yer verilmesi işlemi ilgili Müşavirlik/Ataşeliklerimizin sorumluluğunda Deniz Turizmi Birliği ile birlikte organize edilecektir.

8- Deniz turizmi ve kongre-incentive faaliyetlerine yönelik bu fuarlara katılacak sektör kuruluşlarımızın ICVB’nin ve Deniz Turizmi Birliğinin sorumluluğunda tanıtıcı yayın, katalog, broşür, afiş, CD, hediyelik eşya vb. materyallerin hazırlanması ve dağıtımının sağlanması gerekmektedir.

9- Standlarımızda bağımsız yer almak suretiyle katılacak işletme ve kuruluşlarla ilgili olarak;

a) Bağımsız olarak yer almak suretiyle katılmak isteyen işletmelerin doğrudan ilgili Müşavirlik/Ataşeliklerimize başvurmaları gerekmektedir.

b) İlgili Müşavirlik/Ataşeliklerimiz, fuar sırasında yürütülecek çeşitli aktivitelerin/hizmetlerin (enformasyon memuru, kokteyl, gösteri, ikram vb.) üstlenilmesi veya katkıda bulunulması karşılığında bağımsız olarak yer almak isteyen işletmelere yer tahsis edebilecektir.

c) Fuarlarda Bakanlığımızca kiralanan alanlar sınırlı olduğundan ve standların düzenlenmesinde katılımcıların sayısı önemli bir etken olduğundan, fuarlara katılmak isteyen kuruluşların ilgili Müşavirlik/Ataşeliklerimize zamanında başvurmaları gerekmektedir.

d) ITB Berlin, MITT Moskova ve WTM Londra 2008 Fuarları ağırlıklı olarak tüketiciye yönelik bir fuar olmayıp sadece turizm sektörü profesyonellerinin katıldıkları fuarlar olması nedenleriyle standlarımızda öncelikle pazarlama ağırlıklı tur operatörleri, seyahat acentaları, oteller, hava yolu şirketleri vb. profesyonel kuruluşlara yer verilebilecektir. Bakanlığımız standlarında bireysel katılımcı olarak katılacak sektör kuruluşlarına ayrılacak olan özel standların tefriş, dekorasyon ücretleri ve standların m2 büyüklükleri ile ilgili bilgiler bilahare duyurulacaktır.

e) Özellikle ITB Berlin Turizm Borsası tüketiciye yönelik bir fuar olmadığından standımızda sadece pazarlama ağırlıklı tur operatörleri, seyahat acenteları, oteller, hava yolları şirketleri, TÜRSAB, TÜROB, TYD gibi kuruluşlara yer verilebilecektir.

f) Ülkemiz standlarında yer alacak işletmelerin Türkiye dışındaki destinasyonlarının tanıtılmasına ve pazarlanmasına kesinlikle izin verilmeyecektir.

g) Katılımcılar Bakanlığımız standlarında aynı standardın yansıtılması açısından standlarımızda Bakanlığımızca belirlenmiş olan konsept ve yaklaşıma uyacaklardır.

h) Bakanlığımız standlarında yer alan katılımcıların kapanış tarihinden önce standları terk etmemeleri ve standların boş bırakılmaması gerekmektedir.

Fuar listesinde yer almakla birlikte fuar öncesinde fuar idarelerince iptal edilecek veya Bakanlığımızca katılınmasından vazgeçilecek fuarlar olduğu takdirde buna ilişkin ayrıca duyuru yapılacaktır.

Bakanlığımızca 2008 Yılında İştirak Edilecek Turizm Fuarları

Kültür ve Tanıtma Müşavirlik ve Ataşelikleri





MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI DUYURUSU

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI DUYURUSU

Müfettiş Yardımcılığı Alımı

T.C.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞI

MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI DUYURUSU

SINAVIN ADI: Milli Eğitim Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı Giriş Sınavı
SINAVIN YAPILACAĞI YER: ANKARA
SINAVIN TARİHİ: 11 Ocak 2009 Pazar günü (Saat:10.00′da başlayacak)
SINAVA KATILABİLECEKLER: Fakülte veya en az dört yıllık yüksek okul mezunu olup, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda branşında en az on yıl öğretmenlik veya branşında beş yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Bakanlık teşkilatında veya okul ve kurumlarında asıl olarak en az üç yıl yöneticilik yapmış Bakanlık mensupları.

SINAV KONULARI
A- GENEL MEVZUAT
1) T.C.Anayasası,
2) İdare Hukuku(Genel Esaslar, İdari Yargı, Türkiye’nin Yönetim Yapısı)
3) Devlet Memurları Kanunu,
4) İl idaresi Kanunu,
B- ÖZEL MEVZUAT
1) Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,
2) Milli Eğitim Temel Kanunu,
3) Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 1702, 4357, 5816 ve 3628 sayılı Kanunlar,
C- ÖZEL ALAN BİLGİSİ
1) Ortaöğretim kurumları ile ilgili idari yönetmelikler,
2) Eğitim-öğretim çalışmaları ile ilgili yönetmelikler,
3) Branş bilgisi,
4) Öğretim metot ve teknikleri,
D-YABANCI DİL
İngilizce, Fransızca Almanca dillerinden birisi. (Yabancı dil puanı ortalama puanları eşit olan adayların başarı sıralamasında dikkate alınır.)

SINAV YÖNTEMİ:
Test tekniği uygulanacaktır. Sınav, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Merkezi (ÖDYM) aracılığıyla yapılacaktır.

SINAVA KATILMA ŞARTLARI:
Milli Eğitim Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı Giriş Sınavı’na katılabilmek için;
1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen, Devlet memuru olabilmek için aranan nitelikleri taşımak,
2. Fakülte veya en az dört yıllık yüksek okul mezunu olup, Bakanlığa bağlı okullarda branşında en az on yıl öğretmenlik veya branşında beş yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Bakanlık teşkilatında veya okul ve kurumlarında asıl olarak en az üç yıl yöneticilik (en az şube müdürlüğü, ilköğretim veya ortaöğretim kurumlarında müdür yardımcılığı) yapmış Bakanlık mensubu olmak,
3. Sicili ile yapılacak inceleme ve araştırma sonunda tutum ve davranışları yönünden müfettiş yardımcılığına alınmasına engel hali bulunmamak,
4. Giriş sınavına birden fazla katılmamış olmak,
5. Müfettiş yardımcılığı giriş sınavının açıldığı yılın Ocak ayının birinci gününde kırk yaşından gün almamış olmak, (01 OCAK 1968 ve daha sonraki tarihte doğmuş olmak.)
6. Görevini yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü bulunmadığını ve sağlık durumunun iklim değişikliklerine ve her çeşit yolculuk şartlarına elverişli olduğunu beyan etmek.

SINAVA KATILMA ŞARTLARI İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR:
1. Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya ve Felsefe branşları için ortaöğretim kurumlarında ve Erkek Teknik, Kız Teknik, Ticaret (Meslek Dersleri) branşları için de mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında branşında çalışmış olma şartları aranacaktır.
2. Atama yapılacak Müfettiş Yardımcılığı kadro sayısı toplam 51 olup, bunlar 5.derece kadrodur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76.maddesi gereğince, müktesebi 1.derece olan adaylar bu kadrolara atanamamaktadır. Bu nedenle, müktesep kadrosu 1. derece olan adayların başvuruları kabul edilmeyecektir.
3. Müktesep kadro dereceleri 2. 3 ve 4.derecede olan adaylar sınavı kazandıkları takdirde, belirtilen Müfettiş Yardımcılığı kadrolarına atanmayı kabul etmiş sayılacaklardır.

SINAVA BAŞVURU ŞEKLİ: Milli Eğitim Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı Giriş Sınavına katılmak isteyenler başvuru formu bilgi girişini kadrolarının bulunduğu kurum aracılığı ile yaptıktan sonra alacakları onaylı ? Sınav Başvuru Formu? ile aşağıda belirtilen ?Başvuru İçin Gerekli Belgeleri?, Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı 6. Kat B blok 06600 Bakanlıklar/ANKARA adresine şahsen yada APS veya özel hızlı posta servisi aracılığı ile göndereceklerdir. Başvuru evrakının Teftiş Kurulu Başkanlığı evrakına son teslim tarihi 22 Aralık 2008 saat 17:00 dır. Postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.

SINAVA BAŞVURU İÇİN GEREKLİ BELGELER:
1.Nüfus cüzdanının yetkili merciden tasdikli örneği,
2.Cumhuriyet Savcılığından alınacak, sabıka kayıt belgesi,
3.4,5×6 ebadında 4 adet vesikalık renkli fotoğraf,
4.Askerlik görevini yaptığını veya tecil durumunu gösterir belgenin aslı veya tasdikli sureti
5.Yüksek öğrenim kurumu diploma veya bitirme belgesinin aslı veya noterden tasdikli sureti,
6.Hizmet belgesi (asıl olarak yöneticilik yapılan tarihler açıkça belirtilecek).
7.Kendi el yazısı ile öz geçmişi,
8.Sınav ücretinin yatırıldığına ilişkin banka hesap belgesi.

SINAVA BAŞVURU SÜRESİ:
12 KASIM 2008?22 ARALIK 2008 Saat 17.00 tarihleri arasındadır.
ATAMA YAPILACAK MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI KADROLARI İLE İLGİLİ BİLGİLER:
Branşlara göre: Türk Dili ve Edebiyatı (4), Matematik (4), İngilizce (3), Fizik (5), Kimya (2), Biyoloji (4), Tarih (2), Coğrafya (3), Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (3), Erkek Teknik (Meslek Dersleri) (3), Kız Teknik (Meslek Dersleri) (4), Ticaret (Meslek Dersleri) (4), Felsefe (2), Beden Eğitim (3), Müzik (2) ve Resim (3) ) olmak üzere toplam (51) müfettiş yardımcısı alınacaktır

BAŞVURU İŞLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Başvuru evrakının sınav kurulunca incelenmesi sonucunda, sınav başvurusu kabul edilen ve edilmeyen adaylar 29 ARALIK 2008 tarihinden itibaren http://www.sinavlar.meb.gov.tr ve Teftiş Kurulu Başkanlığı internet sayfasında ilan edilecektir.
Başvurusu kabul edilen adaylar 5 OCAK 2009 tarihinden itibaren başvurusunu yaptığı kurumlardan ?SINAV GİRİŞ BELGESİ? alacaklardır.
Başvurusu kabul edilmeyen adaylar itirazlarını Teftiş Kurulu Başkanlığına yapacaktır.

YAZILI SINAV SONUÇLARININ DUYURULMASI:
Müfettiş Yardımcılığı Giriş (Yazılı-Test) Sınav sonuçları; değerlendirmenin tamamlanarak Teftiş Kurulu Başkanlığı’na intikal ettirildiği tarihten sonraki (7) gün içerisinde Bakanlık merkez binasında (halkla ilişkiler bölümünde), Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda, Teftiş Kurulu Başkanlığı İstanbul ve İzmir Çalışma Merkezlerinde, Bakanlığımız internet sayfasında ilan edilecektir. Yazılı sınavda başarılı olan ve başarı sıralamasında branşlara göre belirtilen kontenjan sayısının iki katı arasına giren adaylara sözlü sınav yeri, günü ve saati ayrıca yazılı olarak duyurulacaktır.
Başarısız olan adayların başvuru belgeleri istekleri üzerine, kendilerine elden veya postayla iade edilecektir.

SINAVA KATILACAKLARDAN ALINACAK ÜCRET:
Milli Eğitim Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı Giriş (Yazılı-Test) Sınavına katılacaklardan, sınavla ilgili iş ve işlemler ile basılı evrak karşılığında 30.-YTL (Otuz Yeni Türk Lirası) ücret alınır. Bu ücret, sınava girecek kişiler tarafından Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü’nün T.C.Ziraat Bankası, T.Vakıflar Bankası ve T.Halk bankası A.Ş. nezdindeki kurumsal tahsilât programı aracılığı ile yatırılır. Ücretin yatırıldığına ilişkin ödeme belgesi başvuru evrakı ile birlikte verilir. Herhangi bir nedenle sınava katılamayan adaya sınav ücreti iade edilmez)

SINAVLA İLGİLİ DANIŞMA HATLARI:
Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın (0312) 4251438, 4131657 4131658 ve 4131881 numaralı telefonları ile WEB sitesinden gerekli bilgiler alınabilir.

>>> YAZININ DEVAMI BURADA < <<





ış kur